<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Munzurema.Net | Forum - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://forum.munzurema.net/</link>
		<description><![CDATA[Munzurema.Net | Forum - http://forum.munzurema.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 21 Nov 2008 21:36:10 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[TMLGB MİLİTANLIĞINDAN TMLGB SEKRETERLİĞİNE MEHMET DEMİRDAĞ]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=360</link>
			<pubDate>Tue, 18 Nov 2008 21:19:39 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=360</guid>
			<description><![CDATA[Tarih, sınıf savaşlarının kendisi ise, tarih yazılmaya devam ediyor, ülkemizde ve dünyada... Bir sınıfın diğer bir sınıfı yerle bir etmesi olan tarihi dönemeçler, yani devrimler; bir taraftan büyük altüst oluşlar, iha­netler, diğer taraftan zaferler, eskinin yıkımı ve eskinin bağrında yeni­nin inşa edilmesi sürecidir. Tarih, Başkan Mao'nun ifadesiyle; "savaş­mak, yenilgiye uğramak, yeniden savaşmak, yeniden yenilgiye uğra­mak, yeniden savaşmak... ta ki zafere ulaşıncaya kadar" şeklinde yazıl­maya devam edecek. Nice şehitler verilerek, darbeler alınarak, sarp en­gebeli yoldan geçilerek, ama yenilgiler içinde zaferler kazanılarak, sal dırılar yaşanarak, bedel ödendiği gibi bedel ödeterek aşılacak yol, varı lacak yolun sonundaki aydınlığa. Devrimin kendisidir bu, devrimin en temel yasalarından biridir bu. <br />
"Devrim kitlelerini eseridir." Devrim ateşini körükleyen, sosyal ça­tışmaların temel unsuru kuşkusuz kitlelerdir, geniş halk yığınlarıdır. Devrimi yaratan ve kahreden güçtür bu. Bu anlamda gerçek kahra­manlar kitlelerdir. Gerçek kahramanlar, yani kitleler kendi önderleri ni, öncü kadrolarını da yaratırlar. Kitleler, ancak bağnndan çıkan ve kitlelerin en ileri sınıf bilinçli öncülerine ve bu öncüleri bünyesinde toparlayan Komünist Partisi'ne sahip olduğu oranda yıkıcı gücünü dö­nüştürücü güce çevirebilirler. Potansiyel enerjiyi açığa çıkarmanın bi­rinci aracıdır Komünist Parti ve O'nun kadroları, önderleri. Ezilen halkların içinde, tarihten gelen ve sömürüye, zorbalığa karşı mücadele­lerinin bir birikimi olan isyanıcı ruh vardır. Proleter devrimciler bu is­yancı ruha bilimsel nitelik vererek sınıfsal kanallarına akıtmanın çaba­sı içindedirler. Etle-tırnak misali kopmaz, birbirini vareden, besleyen ilişkiye sahiptir ya da okyanus-köpük ilişkisine benzer halk ve önder­ler. "Halk büyük okyanus, önderler de dalgaların tepesindeki ak kö­püklerdir. Bu ak köpükler dalgalar tarafından yaratılıyor, dalgalar tara­fından taşınıyor ve durmadan yeniden doğuyorlardı. Ama okyanus ol­masaydı onlar da olmayacaktı." Halkın önderleri tek tek yokedilebilir, öldürülebilir, ama kitleler onları sahiplendikleri, onlara hak ettikleri değeri verdikleri sürece yeni yeni önderlerini de yaratıyorlar/yarata­caklardır. Sınıf mücadelesi bunun kanıtıdır. <br />
Devrimde, kitlelerin kahramanlığı karşısında bireylerin kahramanlı­ğı ve rolü gerçekten küçük kalır. Ancak bazı bireyler vardır ki, onların önemi ve sınıf savaşımındaki rolü varolan koşullar içinde, o tarihsel süreçte çok büyük önem taşımaktadır. <br />
İşte o kişiliklerden biridir Önder Mehmet Demirdağ yoldaş... Enter­nasyonal proletaryanın Türkiye topraklarındaki öncü kurmayı TKP/ML'nin Genel Sekreteri Mehmet yoldaş ve beş yiğit savaşçı Di-lek Konuk, Ümit Çağlayan San, Ümit Dinler, Duran Salman, 23 Ka-.ıııı 1997'de Karadeniz dağlannı -Tokat-Topçam Ese Yaylası- kanla-fiyla kızıllaştırarak, güneşe yolculuğun kanla, bedel ödeyerek ve bedel odeterek gerçekleştirilebileceğini bir kez daha gösterdiler. Sınıf mücadelesi ülkemizde tüm çetinliği, ihtişamı ve güzelliğiyle devam ederken. önder Mehmet yoldaş, özgür geleceğin, altınçağın simgesi olan gunesin evinde diğer Parti ve devrim şehitlerinin yanında ayrılmış yerini aldi. Onurlu bir yaşamın ardindan gelen onurlu bir olumu kucaklayistir o' nu olumsuz kilan. <br />
Onurlu yaşam; proleter devrimci kişiliğin yaratılması, sürekli büyütülmesidir. Başlı başına bir devrim, başlıbaşına bir zaferdir bu Vn yaşam ve kişilikle, eski yaşam ve kişilik arasındaki dişediş bir hesap laşmadır bu. Gıdasını burjuva-feodal kişilik, düşünüş, yaşam biçimin den alan küçük burjuva kişilik, düşünüş, yaşam biçiminden hesapsız.! n .kopuşun cisimleşmesidir proleter devrimci kişilik. Proleter devrimi ı kişiliğin yaratılması, en zor hesaplaşmadır sistemin kendisiyle ve r l | alışkanlıklarla. Bu yapılmadan devrimin başlangıcının gerçekleştiı il mesi imkansızdır. Çhe Guevera'nın belirttiği gibi kilit nokta ve beliı le yicidir bu hesaplaşma: "Bir devrimin başlangıcı, kendi tutuculuğunnı za, disiplinsizliğimize, küçük-burjuva egoizmimize ve işçi-köylüleri mize lanetlenmiş kapitalizmden miras kalan alışkanlıklarımıza karşı kazanılan zafer olduğundan burjuvaziyi devirmekten daha zor, daha e] le tutulur, daha kökten ve belirleyicidir." Zafer ancak, proleter devrim­ci kişiliklerin örgütlü, mücadele azmi, kararlılığı ve inancıyla kazamla bilir. <br />
Proleter devrimci kişiliğin yaratılması ise, devrimci savaş deneyi içerisinde, proleter devrimci kararlılığın ve sebatın ürünü olan proleter devrimci ruhun kazanılmasıyla mümkündür. Kararlı devrimci ruh; Par-ti'ye güven politikası içerisinde, yoldaşça ilişkiler üzerine oturmuş ve kitlelerle bütünleşmiş proleter devrimci yaşama kavuşabilme azminin ürünüdür. Proleter devrimci yaşam, her türlü özel mülkiyetçilikten uzak, disiplinli, çalışkan, paylaşımcı, yaratıcı, kollektif bir yaşam tarzı olması, kısacası gıdasını proleter ideolojiden alması nedeniyle proleter devrimci ruhun kazanılmasının esas kaynağıdır. Proleter devrimci ruh­la yanıp tutuşan büyük önderler Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao ve TKP/ML'nin Kurucu Önderi İbrahim Kaypakkaya birer devrim işçisi olarak mücadele yaşamları boyunca proleter devrimci bir yaşam sürmüşlerdir. Onların yaşamlarına baktığımızda ilkelerinden şaşmaz, kararlı, inançlı, fedakar olduklarını, her tarihi dönemeçte daha da çe-likleştiklerini görürüz. Buna karşın sağlam, şaşmaz, kararlı, cesur siya­set izleme yerine cesaretsiz, yalpalayan kişiler olan Plehanov, Kautsky, Troçki, Deng Siao Ping, Liu Şao Şi, Doğu Perinçek gibi dönek ve ha­inlerin yaşamlarına baktığımızda sistemden kopmamış, sistemin ideolojisinden beslenen, kısaca disiplinsizliği, tutarsızlığı, konformistliği, <br />
usakligi mevki düşkünlüğünü, yani küçük-burjuva ruhu, yaşamı görüruz. Bu kişilerin tarihteki yerinin, proleter devrimcilerin karşıtında bir yerde olmasi kaçınılmazdır. Onlar hakettikleri yerdedir. Yani burjuvazi <br />
neredeyse oradadirlar. <br />
Tarihteki tüm proleter devrimci kişilikler gibi Yeniden İnşa'nın mimari ve ogrencisi önder Mehmet Demirdağ yoldaş da, MLM biliminin yol gostericiliginde Komünist Parti ile bütünleşerek Demokratik Halk iktidari, sosyalizm ve nihai hedef komünizm için savaşa göre şekillendi. O partimizin bir surecine vuran önemli bir kisidir asamı ve Tay Dağı'ndan yüce ölümüyle tarihteki onurlu yerini al­dı (), Partimizin bir sürecine damgasını vuran önemli bir kişiliktir. <br />
<br />
Kaynak: http://www.kaypakkaya-partizan.net]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tarih, sınıf savaşlarının kendisi ise, tarih yazılmaya devam ediyor, ülkemizde ve dünyada... Bir sınıfın diğer bir sınıfı yerle bir etmesi olan tarihi dönemeçler, yani devrimler; bir taraftan büyük altüst oluşlar, iha­netler, diğer taraftan zaferler, eskinin yıkımı ve eskinin bağrında yeni­nin inşa edilmesi sürecidir. Tarih, Başkan Mao'nun ifadesiyle; "savaş­mak, yenilgiye uğramak, yeniden savaşmak, yeniden yenilgiye uğra­mak, yeniden savaşmak... ta ki zafere ulaşıncaya kadar" şeklinde yazıl­maya devam edecek. Nice şehitler verilerek, darbeler alınarak, sarp en­gebeli yoldan geçilerek, ama yenilgiler içinde zaferler kazanılarak, sal dırılar yaşanarak, bedel ödendiği gibi bedel ödeterek aşılacak yol, varı lacak yolun sonundaki aydınlığa. Devrimin kendisidir bu, devrimin en temel yasalarından biridir bu. <br />
"Devrim kitlelerini eseridir." Devrim ateşini körükleyen, sosyal ça­tışmaların temel unsuru kuşkusuz kitlelerdir, geniş halk yığınlarıdır. Devrimi yaratan ve kahreden güçtür bu. Bu anlamda gerçek kahra­manlar kitlelerdir. Gerçek kahramanlar, yani kitleler kendi önderleri ni, öncü kadrolarını da yaratırlar. Kitleler, ancak bağnndan çıkan ve kitlelerin en ileri sınıf bilinçli öncülerine ve bu öncüleri bünyesinde toparlayan Komünist Partisi'ne sahip olduğu oranda yıkıcı gücünü dö­nüştürücü güce çevirebilirler. Potansiyel enerjiyi açığa çıkarmanın bi­rinci aracıdır Komünist Parti ve O'nun kadroları, önderleri. Ezilen halkların içinde, tarihten gelen ve sömürüye, zorbalığa karşı mücadele­lerinin bir birikimi olan isyanıcı ruh vardır. Proleter devrimciler bu is­yancı ruha bilimsel nitelik vererek sınıfsal kanallarına akıtmanın çaba­sı içindedirler. Etle-tırnak misali kopmaz, birbirini vareden, besleyen ilişkiye sahiptir ya da okyanus-köpük ilişkisine benzer halk ve önder­ler. "Halk büyük okyanus, önderler de dalgaların tepesindeki ak kö­püklerdir. Bu ak köpükler dalgalar tarafından yaratılıyor, dalgalar tara­fından taşınıyor ve durmadan yeniden doğuyorlardı. Ama okyanus ol­masaydı onlar da olmayacaktı." Halkın önderleri tek tek yokedilebilir, öldürülebilir, ama kitleler onları sahiplendikleri, onlara hak ettikleri değeri verdikleri sürece yeni yeni önderlerini de yaratıyorlar/yarata­caklardır. Sınıf mücadelesi bunun kanıtıdır. <br />
Devrimde, kitlelerin kahramanlığı karşısında bireylerin kahramanlı­ğı ve rolü gerçekten küçük kalır. Ancak bazı bireyler vardır ki, onların önemi ve sınıf savaşımındaki rolü varolan koşullar içinde, o tarihsel süreçte çok büyük önem taşımaktadır. <br />
İşte o kişiliklerden biridir Önder Mehmet Demirdağ yoldaş... Enter­nasyonal proletaryanın Türkiye topraklarındaki öncü kurmayı TKP/ML'nin Genel Sekreteri Mehmet yoldaş ve beş yiğit savaşçı Di-lek Konuk, Ümit Çağlayan San, Ümit Dinler, Duran Salman, 23 Ka-.ıııı 1997'de Karadeniz dağlannı -Tokat-Topçam Ese Yaylası- kanla-fiyla kızıllaştırarak, güneşe yolculuğun kanla, bedel ödeyerek ve bedel odeterek gerçekleştirilebileceğini bir kez daha gösterdiler. Sınıf mücadelesi ülkemizde tüm çetinliği, ihtişamı ve güzelliğiyle devam ederken. önder Mehmet yoldaş, özgür geleceğin, altınçağın simgesi olan gunesin evinde diğer Parti ve devrim şehitlerinin yanında ayrılmış yerini aldi. Onurlu bir yaşamın ardindan gelen onurlu bir olumu kucaklayistir o' nu olumsuz kilan. <br />
Onurlu yaşam; proleter devrimci kişiliğin yaratılması, sürekli büyütülmesidir. Başlı başına bir devrim, başlıbaşına bir zaferdir bu Vn yaşam ve kişilikle, eski yaşam ve kişilik arasındaki dişediş bir hesap laşmadır bu. Gıdasını burjuva-feodal kişilik, düşünüş, yaşam biçimin den alan küçük burjuva kişilik, düşünüş, yaşam biçiminden hesapsız.! n .kopuşun cisimleşmesidir proleter devrimci kişilik. Proleter devrimi ı kişiliğin yaratılması, en zor hesaplaşmadır sistemin kendisiyle ve r l | alışkanlıklarla. Bu yapılmadan devrimin başlangıcının gerçekleştiı il mesi imkansızdır. Çhe Guevera'nın belirttiği gibi kilit nokta ve beliı le yicidir bu hesaplaşma: "Bir devrimin başlangıcı, kendi tutuculuğunnı za, disiplinsizliğimize, küçük-burjuva egoizmimize ve işçi-köylüleri mize lanetlenmiş kapitalizmden miras kalan alışkanlıklarımıza karşı kazanılan zafer olduğundan burjuvaziyi devirmekten daha zor, daha e] le tutulur, daha kökten ve belirleyicidir." Zafer ancak, proleter devrim­ci kişiliklerin örgütlü, mücadele azmi, kararlılığı ve inancıyla kazamla bilir. <br />
Proleter devrimci kişiliğin yaratılması ise, devrimci savaş deneyi içerisinde, proleter devrimci kararlılığın ve sebatın ürünü olan proleter devrimci ruhun kazanılmasıyla mümkündür. Kararlı devrimci ruh; Par-ti'ye güven politikası içerisinde, yoldaşça ilişkiler üzerine oturmuş ve kitlelerle bütünleşmiş proleter devrimci yaşama kavuşabilme azminin ürünüdür. Proleter devrimci yaşam, her türlü özel mülkiyetçilikten uzak, disiplinli, çalışkan, paylaşımcı, yaratıcı, kollektif bir yaşam tarzı olması, kısacası gıdasını proleter ideolojiden alması nedeniyle proleter devrimci ruhun kazanılmasının esas kaynağıdır. Proleter devrimci ruh­la yanıp tutuşan büyük önderler Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao ve TKP/ML'nin Kurucu Önderi İbrahim Kaypakkaya birer devrim işçisi olarak mücadele yaşamları boyunca proleter devrimci bir yaşam sürmüşlerdir. Onların yaşamlarına baktığımızda ilkelerinden şaşmaz, kararlı, inançlı, fedakar olduklarını, her tarihi dönemeçte daha da çe-likleştiklerini görürüz. Buna karşın sağlam, şaşmaz, kararlı, cesur siya­set izleme yerine cesaretsiz, yalpalayan kişiler olan Plehanov, Kautsky, Troçki, Deng Siao Ping, Liu Şao Şi, Doğu Perinçek gibi dönek ve ha­inlerin yaşamlarına baktığımızda sistemden kopmamış, sistemin ideolojisinden beslenen, kısaca disiplinsizliği, tutarsızlığı, konformistliği, <br />
usakligi mevki düşkünlüğünü, yani küçük-burjuva ruhu, yaşamı görüruz. Bu kişilerin tarihteki yerinin, proleter devrimcilerin karşıtında bir yerde olmasi kaçınılmazdır. Onlar hakettikleri yerdedir. Yani burjuvazi <br />
neredeyse oradadirlar. <br />
Tarihteki tüm proleter devrimci kişilikler gibi Yeniden İnşa'nın mimari ve ogrencisi önder Mehmet Demirdağ yoldaş da, MLM biliminin yol gostericiliginde Komünist Parti ile bütünleşerek Demokratik Halk iktidari, sosyalizm ve nihai hedef komünizm için savaşa göre şekillendi. O partimizin bir surecine vuran önemli bir kisidir asamı ve Tay Dağı'ndan yüce ölümüyle tarihteki onurlu yerini al­dı (), Partimizin bir sürecine damgasını vuran önemli bir kişiliktir. <br />
<br />
Kaynak: http://www.kaypakkaya-partizan.net]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BIZ KIMIZ?]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=359</link>
			<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 18:03:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=359</guid>
			<description><![CDATA[BiZ KiMiZ ? <br />
<br />
Sınıflar mücadelesi, devrimcilerin bir tercihi sonucu değil, toplumsal çelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkar ve gelişir. Mevcut koşullarda olası bir devrimci canlanma objektif koşulların dışında tamamen devrimcilerin olağanüstü çaba ve gayretleriyle sağlanabilir. Varolan artıları korumak ve geliştirmek; eksileri artılara dönüştürmek harcanan çabanin ve gayretlerin sonucudur. Devrimcilerin çabaları, kullandıkları yöntem ve araçlar, subjektif konumları, süreci ya hızlandırır ileri taşır yada yavaşlatarak gerilere ceker. Olası gerilemenin önüne gecebilmenin tek yolu sadece ve sadece devrimi olanaklı kılabilecek yada ivme kazandirabilecek olan adımlarin en kararlı biçimde atilmasiyla mümkündür. <br />
Sınıflar mücadelesini doğru kavramış olanlar, siyasal görevlerin keyfi ölçütlere göre değil kavganın ihtiyaçlarına göre saptandığını bilirler. Ancak bu bile atılan/atılacak adımların herzaman dogru ve yerınde olduğu anlamına gelmez. Sınıf mücadelesi icerisinde karşı karşıya kaldığımız sorunların çözümü, o sorunu yada sorunları nasıl algıladığımızla yakından ilintilidir. Ayrıca Devrimin siyasal programını hayata geçirmek adına kullandığımız aracların zenginligi de bir biçimiyle algılayışımızın zenginliginin de (bilimselliginin de) bir ölcütüdür. <br />
<br />
Biliyoruz ki burjuvazi iktidarda olduğu sürece iktidarini sürdürmeye hizmet edecek araçları elinde bulundurma anlaminda özellikle teknik olarak Devrimcilerden esasen ileri olacaktır. Bu üzerinden atlanılamaz gercek bir yana önemli olan kullanılan araçların sayısındakı ve gücündeki üstünlük değildir. Önemli olan, belirleyici olan kimin elinde olursa olsun kitlelere iletilen mesajların niteligi; ideolojik, siyasi, askeri vb alanlarda üstün, inandırıcı bir içerik ve biçim ortaya koyma becerisi gösterip, gösteremedigindedir. Hangi cephede olursa olsun İdeolojik egemenlik sonuçta bilinçler üzerinde sürdürülen iktidar olma savaşimi olduğuna göre; bu savasimdan zaferle çıkmak sınıf bilincinin, sınıfın politik perspektifinin, ideolojisinin bilimselligi yanında bütün emekci sınıfların tüm hücrelerinde dolaşımını saglayacak, onlari egemen sınıfların sersemletici, yabancılaştırıcı etkisinden kurtaracak, onların devrimci bir tarzda silkinmesini saglayacak araclari yaratmakla (sahip olmakla) mümkün olacaktır. <br />
<br />
Devrimci amaç ve hedeflerimiz doğrultusunda egemenlerin kitleler üzerindeki ideolojik hegemonyasını kırmak hepsinden önemlisi genis halk yığınlarının bilinçlerinin tutsak edilmesine sessiz kalmayıp sınırlı örgütleyici yönünü abartmadan; “İşçi sınıfının kurtuluşu için demirle ve ateşle yok edilmesi gereken çok fazla şey var”(Lenin) mantığından hareketle Kaypakkayacıların kollektif aklı ve kollektif emeginin mütevazi ürünü olan; sayfalarını tüm Anti-Emperyalist Anti-Fasist kesimlerle dayanışmacı bir mantıkla paylasmaya hazır Kaypakkaya-partizan.net adıyla yeni bir sitenin kuruldugunu sizlere duyurmanın mutlulugunu yasiyoruz. <br />
<br />
Politik Kimligimiz Geregi; <br />
<br />
<br />
Devrim amacı taşıyan ve mevcut potansiyelleri/dinamikleri sahiplenerek yürüyen, hicbir zaman hazır olanla yetinmeyen, eksikliklerin, olanaksızlıkların esiri olmayan; koşullara uygun çözümler üretme yetisine sahip bir gelenegin parcasıyız. <br />
Biz eksikliklerini, acmazlarını ortaya koymaktan korkmayan bir gelenekten geliyoruz. Kaldiki Devrimci mücadelede iş yapan, onlarca, yüzlerce çelişkinin, engelin içerisinde olan biri, ister istemez hatalar yapacak, yanlışlar içerisine düşecektir. Bu yaşamın ve mücadelenin kaçınılmaz sonucudur. Hatalar yaptik ama asla bunları görmezlikten gelmedik/gelmeyecegiz; diışımızdaki yanlışlıklara da tavizsiz olduk/olacagiz da, yanlışlara olumsuzluklara (kimden gelirse gelsin )müdahalelerde bulunduk/bulunacagiz da... Cünkü biliyoruzki müdahaleden kaçınmak basta iddialarımızı, inanırlığımızı boşa çıkartmak olacaktır. Çünkü biliyoruzki en basitinden mücadelenin önünde oluşan bir engele müdahaleden kaçınmak, görmemezlikten gelmek demek bir devrimci için, bir Kaypakkayaci icin asla kabul edilemezdir. <br />
Biz gercegi ters yüz ederek kendimizle hesaplasamayacak kadar degerlerimize yabancılaşmadik. Evet dün yasanan güzelliklerin nasıl sahibiysek olumsuzlukların da aynı sekilde sahibiyiz ama bunlari biran önce aşma anlayışı ile pratigimizden dolaysizca ögrendik/ögrenecegiz de. <br />
<br />
İddiamız açık ve nettir; <br />
<br />
Bizler geleceğe dönük, umuda dönük, çözüme dönük adımların sahibi olacağız. Bizler daha once cesitli nedenlerle ifade ettigimiz gibi ilişkilerini bundan sonrada politik bir düzey üzerinden kurmaya özen gösterecek , zamansız ve anlamsız tartışmalarla misyonumuzun zedelenmesine neden olabilecek, sığ, devrimci elestiri kültüründen uzak, apolitik, etik kaygilardan uzak, ideolojik degeri olmayan, parcasi oldugumuz Kaypakkayacı gelenekten öğrendigimiz ideolojik mücadele dışındaki her çeşit söylemi reddedecegiz. Hangi soruna iliskin olursa olsun yaklaşımımız her zaman özgün durumlar dışında esas olarak önceliklerimizle ilgili olacak; tarihsel haklılığımızdan ve mesruluğumuzdan aldığımız gücle devrimci olmanın olanca coşkusuyla degerlerimize sahiplenecek sadece ve sadece onları konusturacagiz. Bizleri kalıcı kılacak olan yaşam içerisindeki, tutarlı ve kararlı durusumuz olacaktır. O yüzdendirki bizler “Çam ağacı gibi yeşil, selvi ağacı gibi dik” kararli ve ilkeli olacak, kararlarımızdan ve ilkelerimizden asla taviz vermeyecegiz. <br />
Bizler Marksizm-Leninizme-Maoizme saldıran veya saldırmakta olan her türden oportünist kişi ve tutumların sığınağı olmayacagiz. <br />
<br />
Bizler sesimizin ulastigi her alana Türkiye ve Dünyadaki tüm Demokratik Halk Devrimi ve Sosyalizm mücadelelerini, onlarin tarihsel birikimini sayfalarımıza taşıyacak; bu mücadeleye kanlarıyla harç olan ölümsüzlerimizin anılarını sayfalarımızda yaşatacagız. <br />
<br />
Bizler mevcut gercegimizle asla yetinmeyerek “Bıkmadan usanmadan ögrenmek, bıkmadan usanmadan ögretmek” ilkesini sayfamıza taşıyarak kendi yolumuzda yürürken; bu yürüyüste dost site ve cevrelerle de Parti ve devrim sehitlerimizden devraldığımız, onların bizlere bıraktığı bütün güzellikleri paylaşarak dayanışmanın en güzel örneklerini sunacağız. <br />
<br />
Bizler statükoları ve kalıpları yıkacağız. Bizler üye ve misafirlerimizi oturduğu yerden silken, sorgulamalarina hizmet eden, en onemlisi onları dönemin karamsarlığından kurtarıp coşku veren, motive eden, mücadele bilinci taşıyanlar olacagiz. <br />
<br />
Bizler Halkımızın bütün gercek sorunlarını gündeme tasıyacak; “Komünistlerin Birligi”vb konu başlıklı temsil ettigimiz iradeyi, sahibi oldugumuzu söyledigimiz misyonumuzu aşan suni sorunları sayfalarımızda tartışma konusu yapmayacağız. Bizler icin halk kitlelerinin örgütlenmesine ve mücadeleye katılmasına hizmet edecek tartışmalar daha anlamlı ve geliştiricidir. Cünkü bizler herseyden önemlisi Devrim ve iktidar sorununu merkeze koyan bir birlik yaklaşımına sahibiz ve ancak boylesi bir perspektife sahip birlik tartışmalarını gündemimize taşıyacak, tartisacağız. Cünkü biz "Doğru adımlar için, öncelikle doğru politik hedefler, taktiksel yönelimler zorunludur“ diyen Mao ys in sözlerinden hareketle sadece ve sadece DHD ve Sosyalizm mücadelesine hizmet eden, açık ve ilkeli birlik tartışmalarını sayfalarımıza taşıyacağız. Bu kararımızda da “Komünistlerin Birliği” sorununa verdiğimiz önemden dolayı ısrarlı da olacagiz.  <br />
<br />
Yazımızın hemen başında “Yepyeni bir sürecin ilk adımlarını atıyoruz “diye vurgu yaptik; şimdi bir kez daha bunu yinelerken <br />
Kilitli kapıları kırmak değil açmak var, <br />
İnsanları insanca yaşatmak var, <br />
Suları gürül gürül akıtmak var. ( Nazım Hikmet) <br />
diyerek yüregi ezilen ve sömürülen halklar için atan, insana dair tüm güzellikleri sahiplenen, bunlar icin mücadele eden ve bu mücadeleyi anlamlı bulan kesimleri kısacasi tüm Devrimci-Yurtsever-Ilerici kişi ve kurumları daha çok inisiyatif, daha çok bilinçle bizlerle birlikte yürümeye davet ediyoruz. Üstelik daha fazla beklemeden ve asla zaman kaybetmeden. <br />
Simdi daha büyük adımlar için hic durmadan küçük adımlar atmanın zamanıdır. <br />
Bir adım daha öne! <br />
<br />
BIZ BUNU YAPMALIYIZ, BIZ BUNU YAPABILIRIZ, BIZ BUNU YAPACAGIZ! <br />
<br />
kaypakkaya-partizan.net kollektifi<br />
 http://www.kaypakkaya-partizan.net]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[BiZ KiMiZ ? <br />
<br />
Sınıflar mücadelesi, devrimcilerin bir tercihi sonucu değil, toplumsal çelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkar ve gelişir. Mevcut koşullarda olası bir devrimci canlanma objektif koşulların dışında tamamen devrimcilerin olağanüstü çaba ve gayretleriyle sağlanabilir. Varolan artıları korumak ve geliştirmek; eksileri artılara dönüştürmek harcanan çabanin ve gayretlerin sonucudur. Devrimcilerin çabaları, kullandıkları yöntem ve araçlar, subjektif konumları, süreci ya hızlandırır ileri taşır yada yavaşlatarak gerilere ceker. Olası gerilemenin önüne gecebilmenin tek yolu sadece ve sadece devrimi olanaklı kılabilecek yada ivme kazandirabilecek olan adımlarin en kararlı biçimde atilmasiyla mümkündür. <br />
Sınıflar mücadelesini doğru kavramış olanlar, siyasal görevlerin keyfi ölçütlere göre değil kavganın ihtiyaçlarına göre saptandığını bilirler. Ancak bu bile atılan/atılacak adımların herzaman dogru ve yerınde olduğu anlamına gelmez. Sınıf mücadelesi icerisinde karşı karşıya kaldığımız sorunların çözümü, o sorunu yada sorunları nasıl algıladığımızla yakından ilintilidir. Ayrıca Devrimin siyasal programını hayata geçirmek adına kullandığımız aracların zenginligi de bir biçimiyle algılayışımızın zenginliginin de (bilimselliginin de) bir ölcütüdür. <br />
<br />
Biliyoruz ki burjuvazi iktidarda olduğu sürece iktidarini sürdürmeye hizmet edecek araçları elinde bulundurma anlaminda özellikle teknik olarak Devrimcilerden esasen ileri olacaktır. Bu üzerinden atlanılamaz gercek bir yana önemli olan kullanılan araçların sayısındakı ve gücündeki üstünlük değildir. Önemli olan, belirleyici olan kimin elinde olursa olsun kitlelere iletilen mesajların niteligi; ideolojik, siyasi, askeri vb alanlarda üstün, inandırıcı bir içerik ve biçim ortaya koyma becerisi gösterip, gösteremedigindedir. Hangi cephede olursa olsun İdeolojik egemenlik sonuçta bilinçler üzerinde sürdürülen iktidar olma savaşimi olduğuna göre; bu savasimdan zaferle çıkmak sınıf bilincinin, sınıfın politik perspektifinin, ideolojisinin bilimselligi yanında bütün emekci sınıfların tüm hücrelerinde dolaşımını saglayacak, onlari egemen sınıfların sersemletici, yabancılaştırıcı etkisinden kurtaracak, onların devrimci bir tarzda silkinmesini saglayacak araclari yaratmakla (sahip olmakla) mümkün olacaktır. <br />
<br />
Devrimci amaç ve hedeflerimiz doğrultusunda egemenlerin kitleler üzerindeki ideolojik hegemonyasını kırmak hepsinden önemlisi genis halk yığınlarının bilinçlerinin tutsak edilmesine sessiz kalmayıp sınırlı örgütleyici yönünü abartmadan; “İşçi sınıfının kurtuluşu için demirle ve ateşle yok edilmesi gereken çok fazla şey var”(Lenin) mantığından hareketle Kaypakkayacıların kollektif aklı ve kollektif emeginin mütevazi ürünü olan; sayfalarını tüm Anti-Emperyalist Anti-Fasist kesimlerle dayanışmacı bir mantıkla paylasmaya hazır Kaypakkaya-partizan.net adıyla yeni bir sitenin kuruldugunu sizlere duyurmanın mutlulugunu yasiyoruz. <br />
<br />
Politik Kimligimiz Geregi; <br />
<br />
<br />
Devrim amacı taşıyan ve mevcut potansiyelleri/dinamikleri sahiplenerek yürüyen, hicbir zaman hazır olanla yetinmeyen, eksikliklerin, olanaksızlıkların esiri olmayan; koşullara uygun çözümler üretme yetisine sahip bir gelenegin parcasıyız. <br />
Biz eksikliklerini, acmazlarını ortaya koymaktan korkmayan bir gelenekten geliyoruz. Kaldiki Devrimci mücadelede iş yapan, onlarca, yüzlerce çelişkinin, engelin içerisinde olan biri, ister istemez hatalar yapacak, yanlışlar içerisine düşecektir. Bu yaşamın ve mücadelenin kaçınılmaz sonucudur. Hatalar yaptik ama asla bunları görmezlikten gelmedik/gelmeyecegiz; diışımızdaki yanlışlıklara da tavizsiz olduk/olacagiz da, yanlışlara olumsuzluklara (kimden gelirse gelsin )müdahalelerde bulunduk/bulunacagiz da... Cünkü biliyoruzki müdahaleden kaçınmak basta iddialarımızı, inanırlığımızı boşa çıkartmak olacaktır. Çünkü biliyoruzki en basitinden mücadelenin önünde oluşan bir engele müdahaleden kaçınmak, görmemezlikten gelmek demek bir devrimci için, bir Kaypakkayaci icin asla kabul edilemezdir. <br />
Biz gercegi ters yüz ederek kendimizle hesaplasamayacak kadar degerlerimize yabancılaşmadik. Evet dün yasanan güzelliklerin nasıl sahibiysek olumsuzlukların da aynı sekilde sahibiyiz ama bunlari biran önce aşma anlayışı ile pratigimizden dolaysizca ögrendik/ögrenecegiz de. <br />
<br />
İddiamız açık ve nettir; <br />
<br />
Bizler geleceğe dönük, umuda dönük, çözüme dönük adımların sahibi olacağız. Bizler daha once cesitli nedenlerle ifade ettigimiz gibi ilişkilerini bundan sonrada politik bir düzey üzerinden kurmaya özen gösterecek , zamansız ve anlamsız tartışmalarla misyonumuzun zedelenmesine neden olabilecek, sığ, devrimci elestiri kültüründen uzak, apolitik, etik kaygilardan uzak, ideolojik degeri olmayan, parcasi oldugumuz Kaypakkayacı gelenekten öğrendigimiz ideolojik mücadele dışındaki her çeşit söylemi reddedecegiz. Hangi soruna iliskin olursa olsun yaklaşımımız her zaman özgün durumlar dışında esas olarak önceliklerimizle ilgili olacak; tarihsel haklılığımızdan ve mesruluğumuzdan aldığımız gücle devrimci olmanın olanca coşkusuyla degerlerimize sahiplenecek sadece ve sadece onları konusturacagiz. Bizleri kalıcı kılacak olan yaşam içerisindeki, tutarlı ve kararlı durusumuz olacaktır. O yüzdendirki bizler “Çam ağacı gibi yeşil, selvi ağacı gibi dik” kararli ve ilkeli olacak, kararlarımızdan ve ilkelerimizden asla taviz vermeyecegiz. <br />
Bizler Marksizm-Leninizme-Maoizme saldıran veya saldırmakta olan her türden oportünist kişi ve tutumların sığınağı olmayacagiz. <br />
<br />
Bizler sesimizin ulastigi her alana Türkiye ve Dünyadaki tüm Demokratik Halk Devrimi ve Sosyalizm mücadelelerini, onlarin tarihsel birikimini sayfalarımıza taşıyacak; bu mücadeleye kanlarıyla harç olan ölümsüzlerimizin anılarını sayfalarımızda yaşatacagız. <br />
<br />
Bizler mevcut gercegimizle asla yetinmeyerek “Bıkmadan usanmadan ögrenmek, bıkmadan usanmadan ögretmek” ilkesini sayfamıza taşıyarak kendi yolumuzda yürürken; bu yürüyüste dost site ve cevrelerle de Parti ve devrim sehitlerimizden devraldığımız, onların bizlere bıraktığı bütün güzellikleri paylaşarak dayanışmanın en güzel örneklerini sunacağız. <br />
<br />
Bizler statükoları ve kalıpları yıkacağız. Bizler üye ve misafirlerimizi oturduğu yerden silken, sorgulamalarina hizmet eden, en onemlisi onları dönemin karamsarlığından kurtarıp coşku veren, motive eden, mücadele bilinci taşıyanlar olacagiz. <br />
<br />
Bizler Halkımızın bütün gercek sorunlarını gündeme tasıyacak; “Komünistlerin Birligi”vb konu başlıklı temsil ettigimiz iradeyi, sahibi oldugumuzu söyledigimiz misyonumuzu aşan suni sorunları sayfalarımızda tartışma konusu yapmayacağız. Bizler icin halk kitlelerinin örgütlenmesine ve mücadeleye katılmasına hizmet edecek tartışmalar daha anlamlı ve geliştiricidir. Cünkü bizler herseyden önemlisi Devrim ve iktidar sorununu merkeze koyan bir birlik yaklaşımına sahibiz ve ancak boylesi bir perspektife sahip birlik tartışmalarını gündemimize taşıyacak, tartisacağız. Cünkü biz "Doğru adımlar için, öncelikle doğru politik hedefler, taktiksel yönelimler zorunludur“ diyen Mao ys in sözlerinden hareketle sadece ve sadece DHD ve Sosyalizm mücadelesine hizmet eden, açık ve ilkeli birlik tartışmalarını sayfalarımıza taşıyacağız. Bu kararımızda da “Komünistlerin Birliği” sorununa verdiğimiz önemden dolayı ısrarlı da olacagiz.  <br />
<br />
Yazımızın hemen başında “Yepyeni bir sürecin ilk adımlarını atıyoruz “diye vurgu yaptik; şimdi bir kez daha bunu yinelerken <br />
Kilitli kapıları kırmak değil açmak var, <br />
İnsanları insanca yaşatmak var, <br />
Suları gürül gürül akıtmak var. ( Nazım Hikmet) <br />
diyerek yüregi ezilen ve sömürülen halklar için atan, insana dair tüm güzellikleri sahiplenen, bunlar icin mücadele eden ve bu mücadeleyi anlamlı bulan kesimleri kısacasi tüm Devrimci-Yurtsever-Ilerici kişi ve kurumları daha çok inisiyatif, daha çok bilinçle bizlerle birlikte yürümeye davet ediyoruz. Üstelik daha fazla beklemeden ve asla zaman kaybetmeden. <br />
Simdi daha büyük adımlar için hic durmadan küçük adımlar atmanın zamanıdır. <br />
Bir adım daha öne! <br />
<br />
BIZ BUNU YAPMALIYIZ, BIZ BUNU YAPABILIRIZ, BIZ BUNU YAPACAGIZ! <br />
<br />
kaypakkaya-partizan.net kollektifi<br />
 http://www.kaypakkaya-partizan.net]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Êdî bese]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=358</link>
			<pubDate>Mon, 27 Oct 2008 21:50:57 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=358</guid>
			<description><![CDATA[Êdî bese lo!............... <br />
Hawar û hawar!...... <br />
Sed carî hawar!... <br />
<br />
Xelikîno!... gundîno!.... <br />
Şoreşê min mir!.... Lawê min.. berxa min... <br />
De bese lo!.... <br />
Heta kengê emê bimirin!... <br />
Heta kengê zarokên me têkevin bin erdê!... <br />
Sebra min nema lo!... <br />
<br />
Şerxwazno!... Aştîxwazno!... <br />
De bibihîzin lo!... <br />
Mala min wêran mekin!... <br />
Roja min reş mekin!... <br />
Ez jî însan im!.... <br />
Ez jî bi dil im!... <br />
Êdî bese lo!... <br />
<br />
Hawar û hawar!.... <br />
Serdestno!....bindestno!.... <br />
Kezeba min dişewite lo!... <br />
Dilê min parçe parçe ye!.... <br />
Qurbanê we me bese lo!... <br />
Cîgera min xwîn digîre!.... <br />
Êdî bese lo!.... <br />
Êdî bese!........... <br />
Mebêjin tu kî yî!... <br />
Ez dayika şehîda me...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Êdî bese lo!............... <br />
Hawar û hawar!...... <br />
Sed carî hawar!... <br />
<br />
Xelikîno!... gundîno!.... <br />
Şoreşê min mir!.... Lawê min.. berxa min... <br />
De bese lo!.... <br />
Heta kengê emê bimirin!... <br />
Heta kengê zarokên me têkevin bin erdê!... <br />
Sebra min nema lo!... <br />
<br />
Şerxwazno!... Aştîxwazno!... <br />
De bibihîzin lo!... <br />
Mala min wêran mekin!... <br />
Roja min reş mekin!... <br />
Ez jî însan im!.... <br />
Ez jî bi dil im!... <br />
Êdî bese lo!... <br />
<br />
Hawar û hawar!.... <br />
Serdestno!....bindestno!.... <br />
Kezeba min dişewite lo!... <br />
Dilê min parçe parçe ye!.... <br />
Qurbanê we me bese lo!... <br />
Cîgera min xwîn digîre!.... <br />
Êdî bese lo!.... <br />
Êdî bese!........... <br />
Mebêjin tu kî yî!... <br />
Ez dayika şehîda me...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[YIK YAK ÖYLE GİT..]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=357</link>
			<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 13:29:10 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=357</guid>
			<description><![CDATA[[/color][color=#008000]Artık kabullenmişliğin yorgun havasını çalıyorum şimdi..senden bana kalan ezgiler,dinlediklerim hep seni hatırlatıyor banaVurgun yemiş satırlarım son yıkıntıların altında çırpınırken..kac kez okudum sayısını bende bilmiyorumo mutlu günlerde yazılanlarıhepsi ezberimde şimdi yokluğundayokluğunda onlar bana yoldaş arkadaş onlar avuntum <br />
Ben derinden bir türkü tutturmuşum akıp giden zamana.. <br />
hani o ençok senin sevdiğinsaatlerce dinlediğin dinlediğim <br />
bana hep seni anlatanHislerim yanıyor!..yokluğunda körelmiş hislerim,kalemim kırık tanımaz senden başka bir hecene zaman kalemi alsam elime adın oluyor yazdığım ilk hece sen oluyorsun seni yazıyorum <br />
Dumanını çekiyorum içime efkar sigarasıdır diye..sensizliğin o içimi yakan parçalayanbeni yavaş yavaş ölüme götüren dumanını bu kara sevdamın bir hiç uğruna bitişinin verdiği sızıyı çekiyorum içime sensizliğinde <br />
Ve ben artık,kaybetmişliğin ardından ağlayan çocukları elinden o çok sevdiği alınan çocukları oynuyorum.. Neydi bizi bu karanlığın girdabında rotasız bırakan.. hangi gururdu hangi sözdü hangi limandı sevdamızı elimizden alan Neydi hislerimizin dumanını savuran?.. <br />
sessiz bizi içten içe ateşsiz yakan Yok olmuşluğun keyifsizliğini mi sürmeliyim şimdilerde.. Yoksa senin yok oluşunun acısını mı sindirmeliyim <br />
asla alışamayacak olsamda içime?.. Yoksun!.. Bir hayal kadar duman, <br />
bir duman kadar bulanık hayalin.. Tutunacak gibi oluyor ümitlerim.. <br />
tutunduğum dallar elimde kalıyor birer birer Bir adım veriyorum sana karşı.. önümde gecilmez bir uçurum yokluğun tut tut tut ellerimden neolur ben düşüyorum Bulanıklığı da kalmıyor dumanının .. içime çekiyorum aldığım son nefes gibi Yoksun!.. işte az önce verdiğim nefes kadar anlıktı varlığın.. Az önce hayat verdin bana, ama şimdi; yoksun!.. alıyorsun elimden hayatımı bana kalan bir boşluk bir uçurum Karşımda bulanık dumanın, içimde hislerin alevi.. yakıyor beni derinden yanıyorum <br />
Ve elimde kalemim.. Son demlerini döküyorum satırlara teslim olmuşluğun.. bak yine yine seni yazıyorum Son nağmelerini mırıldıyorum titrek dudaklarımdan.. dinlediğimiz ezgilerin Ve üşüyen ellerimle enkazını oluşturuyorum .. karaya oturan rotasız aşkın Ardında yıkıntısını bıraktığın satırların.. Sen, tutulan el kadar sıcak bir gerçekken sen aşk sen kara sevdamken Verilecek bir nefes kadar da gidicisin.. Tutsam içimde öldürecek, bıraksam uçup gideceksin.. yine beni terk edeceksin Sen, efkar sigaramdaki duman kadar hayal.. Enkazından kurtulamayacağım <br />
sensiz yaşayamayacağım kadar Yıkıntı bıraktın ardında.. bir enkaz Bıraktın bana senden sonra Ve ben kabul ettim.. Yenildim, yok edildim.. <br />
Bir ruh kadar sessizim şimdi odalarda gezinen.. tek avuntum ara sıra beni yoklayan bak geldim işte seninleyim seninim artık gitmeyeceğim diyen hayalin Gözdeki fer kadar gidiciyim ben de.. gercekle hayali ayırt edemeyen Elveda hayallerin kahramanı, elveda aşkı dumanı.. Ve elveda yıkıntılarımın mimarı.. <br />
<br />
Yak!.. <br />
<br />
Yık!.. <br />
<br />
Estir dumanını!.. Gözlerimden feri de çek!.. Öyle git!.. Nasıl olsa gidişine <br />
bağlamıştım ipimi.. Mezar taşıma da adını çiz, öyle git!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[[/color][color=#008000]Artık kabullenmişliğin yorgun havasını çalıyorum şimdi..senden bana kalan ezgiler,dinlediklerim hep seni hatırlatıyor banaVurgun yemiş satırlarım son yıkıntıların altında çırpınırken..kac kez okudum sayısını bende bilmiyorumo mutlu günlerde yazılanlarıhepsi ezberimde şimdi yokluğundayokluğunda onlar bana yoldaş arkadaş onlar avuntum <br />
Ben derinden bir türkü tutturmuşum akıp giden zamana.. <br />
hani o ençok senin sevdiğinsaatlerce dinlediğin dinlediğim <br />
bana hep seni anlatanHislerim yanıyor!..yokluğunda körelmiş hislerim,kalemim kırık tanımaz senden başka bir hecene zaman kalemi alsam elime adın oluyor yazdığım ilk hece sen oluyorsun seni yazıyorum <br />
Dumanını çekiyorum içime efkar sigarasıdır diye..sensizliğin o içimi yakan parçalayanbeni yavaş yavaş ölüme götüren dumanını bu kara sevdamın bir hiç uğruna bitişinin verdiği sızıyı çekiyorum içime sensizliğinde <br />
Ve ben artık,kaybetmişliğin ardından ağlayan çocukları elinden o çok sevdiği alınan çocukları oynuyorum.. Neydi bizi bu karanlığın girdabında rotasız bırakan.. hangi gururdu hangi sözdü hangi limandı sevdamızı elimizden alan Neydi hislerimizin dumanını savuran?.. <br />
sessiz bizi içten içe ateşsiz yakan Yok olmuşluğun keyifsizliğini mi sürmeliyim şimdilerde.. Yoksa senin yok oluşunun acısını mı sindirmeliyim <br />
asla alışamayacak olsamda içime?.. Yoksun!.. Bir hayal kadar duman, <br />
bir duman kadar bulanık hayalin.. Tutunacak gibi oluyor ümitlerim.. <br />
tutunduğum dallar elimde kalıyor birer birer Bir adım veriyorum sana karşı.. önümde gecilmez bir uçurum yokluğun tut tut tut ellerimden neolur ben düşüyorum Bulanıklığı da kalmıyor dumanının .. içime çekiyorum aldığım son nefes gibi Yoksun!.. işte az önce verdiğim nefes kadar anlıktı varlığın.. Az önce hayat verdin bana, ama şimdi; yoksun!.. alıyorsun elimden hayatımı bana kalan bir boşluk bir uçurum Karşımda bulanık dumanın, içimde hislerin alevi.. yakıyor beni derinden yanıyorum <br />
Ve elimde kalemim.. Son demlerini döküyorum satırlara teslim olmuşluğun.. bak yine yine seni yazıyorum Son nağmelerini mırıldıyorum titrek dudaklarımdan.. dinlediğimiz ezgilerin Ve üşüyen ellerimle enkazını oluşturuyorum .. karaya oturan rotasız aşkın Ardında yıkıntısını bıraktığın satırların.. Sen, tutulan el kadar sıcak bir gerçekken sen aşk sen kara sevdamken Verilecek bir nefes kadar da gidicisin.. Tutsam içimde öldürecek, bıraksam uçup gideceksin.. yine beni terk edeceksin Sen, efkar sigaramdaki duman kadar hayal.. Enkazından kurtulamayacağım <br />
sensiz yaşayamayacağım kadar Yıkıntı bıraktın ardında.. bir enkaz Bıraktın bana senden sonra Ve ben kabul ettim.. Yenildim, yok edildim.. <br />
Bir ruh kadar sessizim şimdi odalarda gezinen.. tek avuntum ara sıra beni yoklayan bak geldim işte seninleyim seninim artık gitmeyeceğim diyen hayalin Gözdeki fer kadar gidiciyim ben de.. gercekle hayali ayırt edemeyen Elveda hayallerin kahramanı, elveda aşkı dumanı.. Ve elveda yıkıntılarımın mimarı.. <br />
<br />
Yak!.. <br />
<br />
Yık!.. <br />
<br />
Estir dumanını!.. Gözlerimden feri de çek!.. Öyle git!.. Nasıl olsa gidişine <br />
bağlamıştım ipimi.. Mezar taşıma da adını çiz, öyle git!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İstersen oku!]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=356</link>
			<pubDate>Fri, 24 Oct 2008 13:22:31 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=356</guid>
			<description><![CDATA[Ben adı yalana karı&#36;ıp aslında doğru olanlardanım.. Kıymetimi bilenede, bilmeyenede dualar yollarım.. <br />
Allahım yollarını açık etsin ki uzakla&#36;sınlar benden.. iyiliğimi istemeyenler birgün pi&#36;man olup dönerlerse büyük yanlı&#36;&#36;.. <br />
onları geldikleri gibi geri yollarım.. benden daha iyisinimi buldu ben her halimle kralını sollarım... <br />
Benden uzaklara gitmek bazen kar, bazen zarar.. dostluğum ölüme kadar sürer.. dü&#36;manımsa gün gelir elbet bana diz çöker.. <br />
ben aklı gel git kızlardanım.. sevmedim deselerde agalar, pa&#36;alar.. ben yinede gün gelir herkesin aklında sabahlarım..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ben adı yalana karı&#36;ıp aslında doğru olanlardanım.. Kıymetimi bilenede, bilmeyenede dualar yollarım.. <br />
Allahım yollarını açık etsin ki uzakla&#36;sınlar benden.. iyiliğimi istemeyenler birgün pi&#36;man olup dönerlerse büyük yanlı&#36;&#36;.. <br />
onları geldikleri gibi geri yollarım.. benden daha iyisinimi buldu ben her halimle kralını sollarım... <br />
Benden uzaklara gitmek bazen kar, bazen zarar.. dostluğum ölüme kadar sürer.. dü&#36;manımsa gün gelir elbet bana diz çöker.. <br />
ben aklı gel git kızlardanım.. sevmedim deselerde agalar, pa&#36;alar.. ben yinede gün gelir herkesin aklında sabahlarım..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yel Dağı Destanı]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=355</link>
			<pubDate>Thu, 23 Oct 2008 19:16:18 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=355</guid>
			<description><![CDATA[Zemherinin en zorlu ayında, <br />
Kırk yedi candık Yel Dağı’nda <br />
Kökleri toprakta, <br />
Gözleri patlamaya yüz tutmuş tomurcukta, <br />
Kırk yedi can, <br />
Kırk yedi partizandık, <br />
Doksan üç’ün Ocağında. <br />
Bahara gebe dağlarımın <br />
Lanet okunası kışında, <br />
Öfkemiz dorukta, <br />
Bilincimiz kızıl bir ufukta, <br />
Kırk yedi can, <br />
Kırk yedi partizan, <br />
Hain bir kuşatmadaydık. <br />
<br />
<br />
Lakin; <br />
Pülümür’den uzanıp, <br />
Pulur’a varmakta, <br />
Ve böylece kuşatmayı yarmakta <br />
Kararlıydık. <br />
Çünkü bir partizandık... <br />
<br />
<br />
...Düştük yollara, <br />
Vurduk dağlara. <br />
Karları yara yara, <br />
Dağları aşa aşa, <br />
Vardık köylerde yanan sıcak ocaklara; <br />
O ocakları ısıtan sımsıcak insanlara. <br />
O insanlar ki dosttular. <br />
Vurgun yemiş balıkları <br />
Sinesine çeken okyanustular. <br />
O insanlar ki halktılar. <br />
Asi dağları kadar asi, <br />
Zulme boyun eğmez “baldırı çıplaktılar” <br />
Ve bu yüzden; <br />
Dağların ardından sökün eyleyenlere, <br />
Birer evlat gibi baktılar. <br />
Yaralarına merhem sürüp, <br />
Şehitlerini bağırlarına bastılar. <br />
Atalarının, <br />
Dedelerinin <br />
Ve gül yüzlü bebelerinin <br />
Yanı başına gömüp, <br />
Ağıtlar yaktılar. <br />
<br />
<br />
Yaşanan bir zulüm, <br />
Bir tufandı. <br />
Ve her bir anı, <br />
Acı yüklü, <br />
Umut yüklü, <br />
Sevda yüklü, <br />
Direnç yüklü, <br />
Ve kahramanlık yüklü, <br />
Bir türkü, <br />
Bir destandı. <br />
Ve “destanımızda <br />
Yalnız onların adları vardı.” <br />
Onlar ki, <br />
Tarih yazan <br />
Gerçek bir kahramandı. <br />
Kimileri savaşçı, <br />
Kimileri köylü, <br />
Ama her biri bir bütün, <br />
Bir ormandı. <br />
Ve bu ormanın <br />
Her bir ağacı aynı soydandı. <br />
Ve bu soya zulmeden, <br />
Onlara düşmandı. <br />
Düşman, <br />
Kan ve irin kokusu almış, <br />
Komprador bir yılandı. <br />
<br />
<br />
Yol, iki gün, iki gece sürmüştü. <br />
Ve sanki yaşanan <br />
“Uzun” bir “Yürüyüş”tü. <br />
Ki her birimizi ayakta tutan <br />
Yoldaş yüzlü şehitlerimizin <br />
Suretlerinde kalan gülüş, <br />
Ve geleceğe dair kurduğumuz <br />
O büyük düştü. <br />
<br />
<br />
Yol, <br />
Dünden bugüne; <br />
Bugünden yarına uzanan. <br />
Kan, <br />
Ter, <br />
Ve barut kokusuyla örülmüş, <br />
Ve dağ doruklarından, <br />
Ve kaya oyuklarından süzülmüş, <br />
Görkemli, <br />
Ama zorlu bir yürüyüştü. <br />
Ki bu zorlu yürüyüşte <br />
Niceleri çürümüş, <br />
Niceleri dökülmüştü. <br />
Lakin; <br />
Her dökülene inat, <br />
Daha bir kök salıp büyümüştü. <br />
Çünkü, <br />
Bu örgünün her bir ilmeğine <br />
Nice yoldaş bedeni düşmüş, <br />
Ve daha nice yoldaş bedeni, <br />
Yoldaşına sırdaş, <br />
Kavgasına omuzdaş olan <br />
Mavzerine sarılıp, <br />
Baharın kokusu kadar tatlı, <br />
Yarin dudağı kadar ballı <br />
Ve sevdalısına teslim olacak kadar harlı <br />
Namlusunu öpmüştü... <br />
<br />
<br />
...Hiçbir zaman akıtmaktan çekinmedik, <br />
Damarları zorlayan kanımızı, <br />
Hiç bir zaman tereddüt etmedik. <br />
Değiştirmek için “alınyazımızı.” <br />
Ki bu yüzden, <br />
Bir kez olsun yitirmedik inancımızı. <br />
Kırk yedi can, <br />
Kırk yedi partizan <br />
Ve Birman, <br />
Ve Mergasor, <br />
Ve Xarşı, <br />
Ve Mercan <br />
Yek Vücut olup direndik, <br />
Tamamlamak için destanımızı. <br />
<br />
<br />
...Oysa ne bu zulüm onlara reva, <br />
Ne bu ölüm bizlere devadır. <br />
Çünkü, yüreğimizi saran <br />
İflah olmaz bir sevdadır. <br />
Ki bu sevda uğruna <br />
Yeniden düştük yollar. <br />
Vurduk dağlara, <br />
Her seferinde <br />
İhanete vura vura <br />
Yeniden tutuştuk kavgalara, <br />
Ki dana nice kavgalara tutuşup, <br />
Nice destanlar yazacağız <br />
Umut yüklü yarınlara…                   <br />
<br />
ÖKKEŞ KARAOĞLU]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Zemherinin en zorlu ayında, <br />
Kırk yedi candık Yel Dağı’nda <br />
Kökleri toprakta, <br />
Gözleri patlamaya yüz tutmuş tomurcukta, <br />
Kırk yedi can, <br />
Kırk yedi partizandık, <br />
Doksan üç’ün Ocağında. <br />
Bahara gebe dağlarımın <br />
Lanet okunası kışında, <br />
Öfkemiz dorukta, <br />
Bilincimiz kızıl bir ufukta, <br />
Kırk yedi can, <br />
Kırk yedi partizan, <br />
Hain bir kuşatmadaydık. <br />
<br />
<br />
Lakin; <br />
Pülümür’den uzanıp, <br />
Pulur’a varmakta, <br />
Ve böylece kuşatmayı yarmakta <br />
Kararlıydık. <br />
Çünkü bir partizandık... <br />
<br />
<br />
...Düştük yollara, <br />
Vurduk dağlara. <br />
Karları yara yara, <br />
Dağları aşa aşa, <br />
Vardık köylerde yanan sıcak ocaklara; <br />
O ocakları ısıtan sımsıcak insanlara. <br />
O insanlar ki dosttular. <br />
Vurgun yemiş balıkları <br />
Sinesine çeken okyanustular. <br />
O insanlar ki halktılar. <br />
Asi dağları kadar asi, <br />
Zulme boyun eğmez “baldırı çıplaktılar” <br />
Ve bu yüzden; <br />
Dağların ardından sökün eyleyenlere, <br />
Birer evlat gibi baktılar. <br />
Yaralarına merhem sürüp, <br />
Şehitlerini bağırlarına bastılar. <br />
Atalarının, <br />
Dedelerinin <br />
Ve gül yüzlü bebelerinin <br />
Yanı başına gömüp, <br />
Ağıtlar yaktılar. <br />
<br />
<br />
Yaşanan bir zulüm, <br />
Bir tufandı. <br />
Ve her bir anı, <br />
Acı yüklü, <br />
Umut yüklü, <br />
Sevda yüklü, <br />
Direnç yüklü, <br />
Ve kahramanlık yüklü, <br />
Bir türkü, <br />
Bir destandı. <br />
Ve “destanımızda <br />
Yalnız onların adları vardı.” <br />
Onlar ki, <br />
Tarih yazan <br />
Gerçek bir kahramandı. <br />
Kimileri savaşçı, <br />
Kimileri köylü, <br />
Ama her biri bir bütün, <br />
Bir ormandı. <br />
Ve bu ormanın <br />
Her bir ağacı aynı soydandı. <br />
Ve bu soya zulmeden, <br />
Onlara düşmandı. <br />
Düşman, <br />
Kan ve irin kokusu almış, <br />
Komprador bir yılandı. <br />
<br />
<br />
Yol, iki gün, iki gece sürmüştü. <br />
Ve sanki yaşanan <br />
“Uzun” bir “Yürüyüş”tü. <br />
Ki her birimizi ayakta tutan <br />
Yoldaş yüzlü şehitlerimizin <br />
Suretlerinde kalan gülüş, <br />
Ve geleceğe dair kurduğumuz <br />
O büyük düştü. <br />
<br />
<br />
Yol, <br />
Dünden bugüne; <br />
Bugünden yarına uzanan. <br />
Kan, <br />
Ter, <br />
Ve barut kokusuyla örülmüş, <br />
Ve dağ doruklarından, <br />
Ve kaya oyuklarından süzülmüş, <br />
Görkemli, <br />
Ama zorlu bir yürüyüştü. <br />
Ki bu zorlu yürüyüşte <br />
Niceleri çürümüş, <br />
Niceleri dökülmüştü. <br />
Lakin; <br />
Her dökülene inat, <br />
Daha bir kök salıp büyümüştü. <br />
Çünkü, <br />
Bu örgünün her bir ilmeğine <br />
Nice yoldaş bedeni düşmüş, <br />
Ve daha nice yoldaş bedeni, <br />
Yoldaşına sırdaş, <br />
Kavgasına omuzdaş olan <br />
Mavzerine sarılıp, <br />
Baharın kokusu kadar tatlı, <br />
Yarin dudağı kadar ballı <br />
Ve sevdalısına teslim olacak kadar harlı <br />
Namlusunu öpmüştü... <br />
<br />
<br />
...Hiçbir zaman akıtmaktan çekinmedik, <br />
Damarları zorlayan kanımızı, <br />
Hiç bir zaman tereddüt etmedik. <br />
Değiştirmek için “alınyazımızı.” <br />
Ki bu yüzden, <br />
Bir kez olsun yitirmedik inancımızı. <br />
Kırk yedi can, <br />
Kırk yedi partizan <br />
Ve Birman, <br />
Ve Mergasor, <br />
Ve Xarşı, <br />
Ve Mercan <br />
Yek Vücut olup direndik, <br />
Tamamlamak için destanımızı. <br />
<br />
<br />
...Oysa ne bu zulüm onlara reva, <br />
Ne bu ölüm bizlere devadır. <br />
Çünkü, yüreğimizi saran <br />
İflah olmaz bir sevdadır. <br />
Ki bu sevda uğruna <br />
Yeniden düştük yollar. <br />
Vurduk dağlara, <br />
Her seferinde <br />
İhanete vura vura <br />
Yeniden tutuştuk kavgalara, <br />
Ki dana nice kavgalara tutuşup, <br />
Nice destanlar yazacağız <br />
Umut yüklü yarınlara…                   <br />
<br />
ÖKKEŞ KARAOĞLU]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DERDÊ DİNE DERSİMO]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=354</link>
			<pubDate>Wed, 22 Oct 2008 01:18:45 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=354</guid>
			<description><![CDATA[DERDÊ DİNE DERSİMO<br />
<br />
Çond hozari serriyé, çı qeda, belayi<br />
Heté ma ser ameyi, qa duri  pernayi<br />
Qomé ma, jü ve jü péro viyarnayi<br />
Kami ho est bext, tevera néverdayi<br />
<br />
Qusıré  nayine endi ma gore  beso<br />
Ne téniya  hirıs u héşt, ne çewreso<br />
Kam ke vazo, yé dine şeşti u seso<br />
Zuro! Senıko ke, çond seyi hazar reso<br />
 <br />
Besa, caverdé endi, qa na zolıméni<br />
Kewti téaré, némendi awé u péyseréni<br />
Ne qıjéni u piléni, ne ki mordeméni <br />
Ne govendi, ne eşq, ne kayé verenéni<br />
<br />
Amaena dine maré ardi felaketi<br />
Bé wahir mendi, welat de çor heti<br />
Gulé ma çıqa ke biyé ve sıxleti<br />
Gule ro rehet néşi loqmé de nameti<br />
<br />
Jü “hirıs u héşt niyo”, né sené çiyé<br />
Çıturi nine ra  vané roni u roştiyé<br />
Qomé ma gore, yé heté télmaşiyé<br />
Hemi ki dısmené hardé dewreşiyé<br />
<br />
Dersım dine ré biyo derd u meraxi  <br />
İne ma ra néverdayi  ra u welaxi<br />
Péra néverdayi yine bon u qonaxi<br />
Bır u gemé ma péro kerdé pelaxi<br />
<br />
Saynayi'we yine, çıqa ke bi, sewleyi <br />
Ne cemat u mısleti mendi ne şoreveyi<br />
Ne kau govendé ma, ne çi ke veyveyi<br />
Ne qarmeyi, qapemeyi; négiriné şorveyi<br />
<br />
Né  ve, qa  é qeda u belauné binura<br />
Duri vınderé dewu, waru, hem kowura<br />
Qa va  endi bonciyé şéré na cau ra<br />
Qomé ma per u perişano teverura<br />
<br />
Héniyé ma bi xırave u  jüayi<br />
Çheme ma  vıréniyera gırédayi<br />
Dewi u waré qomé ma néverdayi<br />
Eve ho duri vıneti, mılaketi rusnayi<br />
<br />
Ma zoneme dısmen eve derdé çınao<br />
Derdé dinuno verén, qa zoné mao<br />
Namé mao, hetéra ki, qa cané mao<br />
Nıka ki derdé xo ağwa, paga, hégao<br />
<br />
Qewxa nia na, welaté ma sero kao<br />
Kerdené dine péro qeda u bela o<br />
Torné Thuji veng dano, vano, wa u bırao<br />
Ma wahir véjime, no hard welaté mao<br />
<br />
Torné Thuji -23.06.2007]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[DERDÊ DİNE DERSİMO<br />
<br />
Çond hozari serriyé, çı qeda, belayi<br />
Heté ma ser ameyi, qa duri  pernayi<br />
Qomé ma, jü ve jü péro viyarnayi<br />
Kami ho est bext, tevera néverdayi<br />
<br />
Qusıré  nayine endi ma gore  beso<br />
Ne téniya  hirıs u héşt, ne çewreso<br />
Kam ke vazo, yé dine şeşti u seso<br />
Zuro! Senıko ke, çond seyi hazar reso<br />
 <br />
Besa, caverdé endi, qa na zolıméni<br />
Kewti téaré, némendi awé u péyseréni<br />
Ne qıjéni u piléni, ne ki mordeméni <br />
Ne govendi, ne eşq, ne kayé verenéni<br />
<br />
Amaena dine maré ardi felaketi<br />
Bé wahir mendi, welat de çor heti<br />
Gulé ma çıqa ke biyé ve sıxleti<br />
Gule ro rehet néşi loqmé de nameti<br />
<br />
Jü “hirıs u héşt niyo”, né sené çiyé<br />
Çıturi nine ra  vané roni u roştiyé<br />
Qomé ma gore, yé heté télmaşiyé<br />
Hemi ki dısmené hardé dewreşiyé<br />
<br />
Dersım dine ré biyo derd u meraxi  <br />
İne ma ra néverdayi  ra u welaxi<br />
Péra néverdayi yine bon u qonaxi<br />
Bır u gemé ma péro kerdé pelaxi<br />
<br />
Saynayi'we yine, çıqa ke bi, sewleyi <br />
Ne cemat u mısleti mendi ne şoreveyi<br />
Ne kau govendé ma, ne çi ke veyveyi<br />
Ne qarmeyi, qapemeyi; négiriné şorveyi<br />
<br />
Né  ve, qa  é qeda u belauné binura<br />
Duri vınderé dewu, waru, hem kowura<br />
Qa va  endi bonciyé şéré na cau ra<br />
Qomé ma per u perişano teverura<br />
<br />
Héniyé ma bi xırave u  jüayi<br />
Çheme ma  vıréniyera gırédayi<br />
Dewi u waré qomé ma néverdayi<br />
Eve ho duri vıneti, mılaketi rusnayi<br />
<br />
Ma zoneme dısmen eve derdé çınao<br />
Derdé dinuno verén, qa zoné mao<br />
Namé mao, hetéra ki, qa cané mao<br />
Nıka ki derdé xo ağwa, paga, hégao<br />
<br />
Qewxa nia na, welaté ma sero kao<br />
Kerdené dine péro qeda u bela o<br />
Torné Thuji veng dano, vano, wa u bırao<br />
Ma wahir véjime, no hard welaté mao<br />
<br />
Torné Thuji -23.06.2007]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[yeni site]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=353</link>
			<pubDate>Mon, 20 Oct 2008 14:51:03 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=353</guid>
			<description><![CDATA[http://www.kaypakkaya-partizan.net yayin hayatina baslamistir tum dostlarimizi sitemizi ziyaret etmeye bekleme dilegiyle]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[http://www.kaypakkaya-partizan.net yayin hayatina baslamistir tum dostlarimizi sitemizi ziyaret etmeye bekleme dilegiyle]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mir Said Sultangaliyev]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=352</link>
			<pubDate>Sun, 19 Oct 2008 20:48:58 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=352</guid>
			<description><![CDATA[Sultan Galiyev (Mir Seyyit Sultan Galiyev), (13 Temmuz 1892 - 28 Ocak 1940 Kazan). Bugünkü Özerk Başkırtistan sınırları içinde Sterlitamak bölgesindeki Krımsakaly kasabasına bağlı Elimbetova köyünde dünyaya gelen siyasi düşünce adamı.<br />
<br />
Hayatı  [değiştir]Tatar.<br />
<br />
1917 Bolşevik devriminin Lenin,Stalin ve Troçki ile dört büyüklerinden biri olan Sultan Galiyev İlk eğitimini öğretmen olan babasından aldıktan sonra Kazan'daki Tatar Pedagoji Enstitüsü'ne girdi. Sultan Galiyev bu okulu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı ve daha sonra Ufa Belediye Kütüphanesi'nde çalışmaya başladı. Buradan ayrılan Galiyev çeşitli gazetelerde çalıştıktan sonra 1915'te öğretmenlik mesleğine geri döndü. Bu sırada Bakü'de bulunan Galiyev Azerbaycan Ulusal Hareketine katıldı.<br />
<br />
Sultan Galiyev, 1917 yılında Rus Komünist Partisi'ne de girdi. Komünist Parti hiyerarşisi içinde en yüksek dereceli Müslüman haline geldi. 1918 yılında Molla Nur Vahitov'un Çek lejyonerleri tarafından öldürülmesi önünün açılmasına sebep olmuştu.Fakat Vahitov'un öldürülmesi Galiyev'in mücadelede yalnız kalmasına da sebep oldu.Galiyev Komünist Parti içerisinde daha ziyade Müslümanlarla ilgili görevleri üstlenmiştir. Bunlar Merkezi Müslüman Komiserliği üyesi, Müslüman Askeri Kollegiyumu başkanı, Narkomats'ın resmi yayın organı Jizn Natsionalnostey'in editörlüğü idi. Dolayısıyla Komünist Parti içinde sağlam bir yere sahipti ve devrimde en önlerde yer almıştı. 1923'te ilk defa tutuklandığında devrime yaptığı bu hizmetler nedeniyle serbest bırakıldı.<br />
<br />
28 Ocak 1940 sabahında Lefort Hapishanesinde, Stalin'n emriyle gelen istihbarat örgütü KGB tarafından öldürülmüştür. Sovyet Yüksek Mahkemesi 30 Nisan 1990'da aldığı kararla üzerine atılı suçların KGB'nin düzmece belgeleri olduğu için aklanmasına karar verdi.<br />
<br />
<br />
 Galiyev ; Ulusalcı Sol Düşünce  [değiştir]Sultan Galiyev, Sovyetler Birliği’nin kuruluşunda Rus olmayan, bu noktada Türk ve Müslüman unsurun ve tabi 'gönüllü katılım' temsiliyetinin, katılımın şartlarını Rus olmayan'ın Rus ile eşit hukuku yönünde belirleme ve uygulamaya geçirme mücadelesi vermiş siyasî lideri ve kuramcısıdır.<br />
<br />
Sultan Galiyev’in tek başına sömürge meselesi ve günümüzde adlandırıla geldiği gibi Üçüncü Dünya olgusunun kalıpları içinde yaptığı değerlendirmelerde daima önceliği ve hassasiyeti Türklük üzerinedir.<br />
<br />
Avrupa'dan farklı toplumsal-ekonomik formasyona sahip ülkelerde, yani sömürgelerde kurtuluş mücadelesinin özgül koşulları üzerine düşünenlerin öncülerindendir. Fikirlerinin temeli olan düşüncesi şudur: Avrupa proletaryası kendi sömürgeci burjuvasıyla iş birliği yapmıştır.Sömürge kaynaklarını burjuvasıyla ortaklaşa paylaşmıştır.Dolayısı ile Avrupa solu, dünya sosyalizmine öncülük edemez, itici güç olamaz.<br />
<br />
1.Henüz düşman sınıflara ayrılmamış olan prekapitalist Tatar toplumunda sosyalist sistemin inşası Rusyadan ve diğer gelişmiş kapitalist ülkelerden farklı olacaktır;doğu halklarının bağımsızlık değeri ve gücü proletarya değil, doğu halklarının bağımsızlık arzusu, dini ve milli değerlerin emperyalizme karşı savaşılıp korunmasıdır.<br />
<br />
2.Sosyalist devrimin başarısı ve doğuya yayılması İslam'ın kollanması ile mümkündür. İslam sosyalizminin özelliklerini vurgulayan ilk Asyalı sosyalisttir. Marksizmi kendi ülkesinin toplumsal yapısına göre yorumlayarak özgün bir katkı getirmiştir.<br />
<br />
Müslümanlara Yönelik Din Karşıtı Propaganda Metodları adlı eserinde, İslamiyetin gerici olduğu şeklindeki düşünceleri reddetmekte ve İslamiyeti insan ile toplum arasında dengeyi kuran bir örnek olarak değerlendirmekteydi... Yüz yıldır İslam dünyası batılı emperyalistler tarafından sömürülmekteydi ve İslam dini onlar tarafından bastırılıp ezilmişti. Bu sebepten İslam dini emperyalizme karşı bir din olabilirdi (Yamauchi 1998)<br />
<br />
3.Komintern sosyalist devrimin sonraki basamağını batı proletaryasından değil, doğunun sömürülen milletlerinden beklemeli ve bu yönde çaba sarfetmelidir.<br />
<br />
Avrupa'da yaygın olan sınıf mücadelesi ile ilgili klasik marksist teoriyi değiştirmeye kalkan ve Üçüncü Dünya'ya önem veren Nasyonalist-Sosyalist bir ideoloji gütmüştür.<br />
<br />
Dünya sömürü sisteminde az gelişmiş ülkelerin üretimlerini ve kimliklerini yoketmek için kültür istilası ve ulusal değerleri çürütme işlemlerinin sistemli olarak kullanılacağını ifade etmiş ve 3.dünya ülkelerinde ulusal kimlikleri emekten bölüşümden yana bir düzene sokarak bu toplumlarda henüz gelişmemiş emekçi sınıfının iktidarını hazırlayacak bir mazlum milletler ittifakını savunmuştur.<br />
<br />
<br />
 Galiyev;Türkistan Galiyev’in uğruna mücadele ettiği ve uğrunda hayatını yitirdiği ve ideoloji olarak ortaya koyduğu siyasetin özünde Avrasya vardır.<br />
<br />
Sultan Galiyev, Komünizmi Doğunun (Doğu Halklarının) sömürüden kurtarılmasının bir yolu olarak görmüştür.Ona göre, toplumlar, özellikle de Türk Halkları ancak ortak bir mücadele ile emperyalizmin kıskacından kurtulabilecekti.Bu düşüncelerinin doğal bir sonucu olarak, önce İdil-Ural bölgesinde bir Tatar-Başkırt Devleti ve Türkistan’da bir Türkistan Cumhuriyeti kurulmalı ve nihayet Türkler Dünya Devrim tarihindeki yerini almalıydı.<br />
<br />
Sultan Galiyev, topraklı federasyonu Tatar-Başkurt boyutunda gerçekleştirme ve bunu Kırım ve Türkistan hattında Kırımlı ve Türkistanlı önderlerle temasa geçerek, bu Türklük sahalarının da Sovyet merkezi ile ilişkiler zemini belirlemesi gereken siyasî, idarî, ekonomik şart ve kabulleri, 'muhtariyet'in sınırlarının ne olduğu sorgusuyla genişletme faaliyeti, Sovyet karşıtı ve Turancı suçlamasıyla tutuklandığı tarih olan 4 Mayıs 1923 tarihine kadar sürmüş, Merkezî Hükümette Tataristan’ı temsil etmiştir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sultan Galiyev (Mir Seyyit Sultan Galiyev), (13 Temmuz 1892 - 28 Ocak 1940 Kazan). Bugünkü Özerk Başkırtistan sınırları içinde Sterlitamak bölgesindeki Krımsakaly kasabasına bağlı Elimbetova köyünde dünyaya gelen siyasi düşünce adamı.<br />
<br />
Hayatı  [değiştir]Tatar.<br />
<br />
1917 Bolşevik devriminin Lenin,Stalin ve Troçki ile dört büyüklerinden biri olan Sultan Galiyev İlk eğitimini öğretmen olan babasından aldıktan sonra Kazan'daki Tatar Pedagoji Enstitüsü'ne girdi. Sultan Galiyev bu okulu bitirdikten sonra bir süre öğretmenlik yaptı ve daha sonra Ufa Belediye Kütüphanesi'nde çalışmaya başladı. Buradan ayrılan Galiyev çeşitli gazetelerde çalıştıktan sonra 1915'te öğretmenlik mesleğine geri döndü. Bu sırada Bakü'de bulunan Galiyev Azerbaycan Ulusal Hareketine katıldı.<br />
<br />
Sultan Galiyev, 1917 yılında Rus Komünist Partisi'ne de girdi. Komünist Parti hiyerarşisi içinde en yüksek dereceli Müslüman haline geldi. 1918 yılında Molla Nur Vahitov'un Çek lejyonerleri tarafından öldürülmesi önünün açılmasına sebep olmuştu.Fakat Vahitov'un öldürülmesi Galiyev'in mücadelede yalnız kalmasına da sebep oldu.Galiyev Komünist Parti içerisinde daha ziyade Müslümanlarla ilgili görevleri üstlenmiştir. Bunlar Merkezi Müslüman Komiserliği üyesi, Müslüman Askeri Kollegiyumu başkanı, Narkomats'ın resmi yayın organı Jizn Natsionalnostey'in editörlüğü idi. Dolayısıyla Komünist Parti içinde sağlam bir yere sahipti ve devrimde en önlerde yer almıştı. 1923'te ilk defa tutuklandığında devrime yaptığı bu hizmetler nedeniyle serbest bırakıldı.<br />
<br />
28 Ocak 1940 sabahında Lefort Hapishanesinde, Stalin'n emriyle gelen istihbarat örgütü KGB tarafından öldürülmüştür. Sovyet Yüksek Mahkemesi 30 Nisan 1990'da aldığı kararla üzerine atılı suçların KGB'nin düzmece belgeleri olduğu için aklanmasına karar verdi.<br />
<br />
<br />
 Galiyev ; Ulusalcı Sol Düşünce  [değiştir]Sultan Galiyev, Sovyetler Birliği’nin kuruluşunda Rus olmayan, bu noktada Türk ve Müslüman unsurun ve tabi 'gönüllü katılım' temsiliyetinin, katılımın şartlarını Rus olmayan'ın Rus ile eşit hukuku yönünde belirleme ve uygulamaya geçirme mücadelesi vermiş siyasî lideri ve kuramcısıdır.<br />
<br />
Sultan Galiyev’in tek başına sömürge meselesi ve günümüzde adlandırıla geldiği gibi Üçüncü Dünya olgusunun kalıpları içinde yaptığı değerlendirmelerde daima önceliği ve hassasiyeti Türklük üzerinedir.<br />
<br />
Avrupa'dan farklı toplumsal-ekonomik formasyona sahip ülkelerde, yani sömürgelerde kurtuluş mücadelesinin özgül koşulları üzerine düşünenlerin öncülerindendir. Fikirlerinin temeli olan düşüncesi şudur: Avrupa proletaryası kendi sömürgeci burjuvasıyla iş birliği yapmıştır.Sömürge kaynaklarını burjuvasıyla ortaklaşa paylaşmıştır.Dolayısı ile Avrupa solu, dünya sosyalizmine öncülük edemez, itici güç olamaz.<br />
<br />
1.Henüz düşman sınıflara ayrılmamış olan prekapitalist Tatar toplumunda sosyalist sistemin inşası Rusyadan ve diğer gelişmiş kapitalist ülkelerden farklı olacaktır;doğu halklarının bağımsızlık değeri ve gücü proletarya değil, doğu halklarının bağımsızlık arzusu, dini ve milli değerlerin emperyalizme karşı savaşılıp korunmasıdır.<br />
<br />
2.Sosyalist devrimin başarısı ve doğuya yayılması İslam'ın kollanması ile mümkündür. İslam sosyalizminin özelliklerini vurgulayan ilk Asyalı sosyalisttir. Marksizmi kendi ülkesinin toplumsal yapısına göre yorumlayarak özgün bir katkı getirmiştir.<br />
<br />
Müslümanlara Yönelik Din Karşıtı Propaganda Metodları adlı eserinde, İslamiyetin gerici olduğu şeklindeki düşünceleri reddetmekte ve İslamiyeti insan ile toplum arasında dengeyi kuran bir örnek olarak değerlendirmekteydi... Yüz yıldır İslam dünyası batılı emperyalistler tarafından sömürülmekteydi ve İslam dini onlar tarafından bastırılıp ezilmişti. Bu sebepten İslam dini emperyalizme karşı bir din olabilirdi (Yamauchi 1998)<br />
<br />
3.Komintern sosyalist devrimin sonraki basamağını batı proletaryasından değil, doğunun sömürülen milletlerinden beklemeli ve bu yönde çaba sarfetmelidir.<br />
<br />
Avrupa'da yaygın olan sınıf mücadelesi ile ilgili klasik marksist teoriyi değiştirmeye kalkan ve Üçüncü Dünya'ya önem veren Nasyonalist-Sosyalist bir ideoloji gütmüştür.<br />
<br />
Dünya sömürü sisteminde az gelişmiş ülkelerin üretimlerini ve kimliklerini yoketmek için kültür istilası ve ulusal değerleri çürütme işlemlerinin sistemli olarak kullanılacağını ifade etmiş ve 3.dünya ülkelerinde ulusal kimlikleri emekten bölüşümden yana bir düzene sokarak bu toplumlarda henüz gelişmemiş emekçi sınıfının iktidarını hazırlayacak bir mazlum milletler ittifakını savunmuştur.<br />
<br />
<br />
 Galiyev;Türkistan Galiyev’in uğruna mücadele ettiği ve uğrunda hayatını yitirdiği ve ideoloji olarak ortaya koyduğu siyasetin özünde Avrasya vardır.<br />
<br />
Sultan Galiyev, Komünizmi Doğunun (Doğu Halklarının) sömürüden kurtarılmasının bir yolu olarak görmüştür.Ona göre, toplumlar, özellikle de Türk Halkları ancak ortak bir mücadele ile emperyalizmin kıskacından kurtulabilecekti.Bu düşüncelerinin doğal bir sonucu olarak, önce İdil-Ural bölgesinde bir Tatar-Başkırt Devleti ve Türkistan’da bir Türkistan Cumhuriyeti kurulmalı ve nihayet Türkler Dünya Devrim tarihindeki yerini almalıydı.<br />
<br />
Sultan Galiyev, topraklı federasyonu Tatar-Başkurt boyutunda gerçekleştirme ve bunu Kırım ve Türkistan hattında Kırımlı ve Türkistanlı önderlerle temasa geçerek, bu Türklük sahalarının da Sovyet merkezi ile ilişkiler zemini belirlemesi gereken siyasî, idarî, ekonomik şart ve kabulleri, 'muhtariyet'in sınırlarının ne olduğu sorgusuyla genişletme faaliyeti, Sovyet karşıtı ve Turancı suçlamasıyla tutuklandığı tarih olan 4 Mayıs 1923 tarihine kadar sürmüş, Merkezî Hükümette Tataristan’ı temsil etmiştir]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hikmet Kıvılcımlı]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=351</link>
			<pubDate>Thu, 16 Oct 2008 14:53:16 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=351</guid>
			<description><![CDATA[Türk komünist lider ve kuramcı, yazar, yayıncı ve çevirmen.<br />
<br />
Kıvılcımlı, Hikmet (Priştina, Osmanlı Makedonyası, 1902 - Belgrad 1971)<br />
<br />
Babası Priştina'da posta telgraf müdürü Hüseyin Bey, annesi Münire Hanım'dır. 17 yaşında gönüllü olarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı, Yörük Ali Efe çetesinde Kuvayımilliye gönüllüsü oldu, Köyceğiz Kuvayımilliye Askerî Kumandanlığı yaptı. Vefa Lisesi'nde okudu, sınavla İstanbul Tıp Fakültesine girdi. Öğrencilik süresince direniş faaliyetlerini sürdürdü, Kurtuluş, Aydınlık gibi TKP yayınları yoluyla giderek komünist fikirlerle tanıştı ve 1920'lerin başında Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi oldu. 1925'de TKP'nin Besiktaş Akaretler'de gerçeklestirdigi 2. kongrede TKP merkez komitesine seçildi. MK icinde gençlik sorumlusu oldu. Aynı yıl Aydınlık gazetesinde ilk yazıları yayınlanmaya başladı. 1925'ten hayatının sonuna kadar kadar sürekli kovuşturmalara, işkencelere maruz kaldı ve hapis yattı.(Toplam 22,5 Yıl) 1925 yılında Kürt ayaklanmaları ile çıkan Takriri Sükün yasası çıktıktan sonra İstiklal Mahkemesinde yargılandı. 10 yıl kürek cezası aldı. 1 yıl yattıktan sonra çıkan siyasi afla serbest kaldı. 1927 yılında Vedat Nedim Tör ve Şevket Süreyya Aydemir'in partiden ayrılması ve parti arşivini polise teslim etmesi ile diğer parti üyeleriyle birlikte tutuklandı. 3 ay tutuklu kaldı. 1929 yılında Laz İsmail(i.Bilen)'in İzmir davasında polise ismini vermesi nedeniyle 4,5 yıl yeni bir mahkumiyet aldı. 1938 yılında Nazım Hikmet'le birlikte yargılandığı Donanma Davası'nda 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı, 12 yıl yattıktan sonra tahliye oldu. 1954 yılında legal Vatan Partisi'ni kurdu. 1965 yılında Tarihsel Maddecilik Yayınları'nı kurdu ve yönetti, Marks, Engels ve Lenin'in eserlerinden birçok çeviriler yaptı ve yayınladı, Das Kapital'in bir bölümünü çevirdi. 1967'de İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği'ni (İPSD) kurdu. İktisattan antropolojiye, Marksist düşüncenin tarihsel ve kuramsal gelişiminin açıklanmasına ve Türkiye'de bir işçi sınıfı devriminin strateji ve taktik sorunlarına kadar çeşitli konularda çok sayıda telif eseri ve Aydınlık, Türk Solu, (kendisinin kurduğu) Sosyalist, Ant gibi dergilerde makaleleri yayınlandı. En önemli eserleri olan Tarih Tezini 1965, Yol: TKP'nin Eleştirel Tarihini 1932 yılında yayınladı. 12 Mart 1971 darbesinde ağır hasta olduğu için arandığı halde yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. 11 Ekim 1971'de Belgrad'da öldü.<br />
<br />
 Eserlerinden bazıları <br />
<br />
Tarih Devrim Sosyalizm <br />
Genel Düşünceler, <br />
Partide Konaklar ve Konuklar <br />
İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark) <br />
Taktik Ana Halkası: Legaliteyi İstismar <br />
Parti ve Fraksiyon, Yakın Tarihten Birkaç Madde Strateji Planı <br />
Oportünizm Nedir? <br />
Halk Savaşının Planları <br />
Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama <br />
Türkçe'nin Üreme Yolları ve Dil Devrimciliğimiz <br />
Eyüp Konuşması <br />
Osmanlı Tarihinin Maddesi <br />
Uyarmak İçin Uyanmalı Uyanmak İçin Uyarmalı <br />
Türkiye Köyü ve Sosyalizm <br />
Devrim Nedir? <br />
Üretim Nedir? <br />
Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler <br />
Anarşi Yok! Büyük Derleniş! <br />
Türkiye'de Sınıflar ve Politika <br />
Kısaca Marksizm Düşünüşü <br />
Diyalektik Materyalizm <br />
Devrimci Aydın Nedir?: Hanri Barbus <br />
Finans-Kapital Ve Türkiye <br />
Yol Anıları <br />
Durum Yargılaması <br />
Diyalektik Materyalizm Nedir? Nasıl Kullanılır? Ne Değildir? <br />
Üç Seminer <br />
Metafizik Sosyolojiler <br />
Fetih ve Medeniyet <br />
Türkiye'de Kapitalizmin Gelişimi <br />
Emperyalizm Geberen Kapitalizm <br />
Tarih Tezi <br />
Osmanlı Tarihinin Maddesi <br />
Komün Gücü <br />
Bergsonizm]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türk komünist lider ve kuramcı, yazar, yayıncı ve çevirmen.<br />
<br />
Kıvılcımlı, Hikmet (Priştina, Osmanlı Makedonyası, 1902 - Belgrad 1971)<br />
<br />
Babası Priştina'da posta telgraf müdürü Hüseyin Bey, annesi Münire Hanım'dır. 17 yaşında gönüllü olarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı, Yörük Ali Efe çetesinde Kuvayımilliye gönüllüsü oldu, Köyceğiz Kuvayımilliye Askerî Kumandanlığı yaptı. Vefa Lisesi'nde okudu, sınavla İstanbul Tıp Fakültesine girdi. Öğrencilik süresince direniş faaliyetlerini sürdürdü, Kurtuluş, Aydınlık gibi TKP yayınları yoluyla giderek komünist fikirlerle tanıştı ve 1920'lerin başında Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi oldu. 1925'de TKP'nin Besiktaş Akaretler'de gerçeklestirdigi 2. kongrede TKP merkez komitesine seçildi. MK icinde gençlik sorumlusu oldu. Aynı yıl Aydınlık gazetesinde ilk yazıları yayınlanmaya başladı. 1925'ten hayatının sonuna kadar kadar sürekli kovuşturmalara, işkencelere maruz kaldı ve hapis yattı.(Toplam 22,5 Yıl) 1925 yılında Kürt ayaklanmaları ile çıkan Takriri Sükün yasası çıktıktan sonra İstiklal Mahkemesinde yargılandı. 10 yıl kürek cezası aldı. 1 yıl yattıktan sonra çıkan siyasi afla serbest kaldı. 1927 yılında Vedat Nedim Tör ve Şevket Süreyya Aydemir'in partiden ayrılması ve parti arşivini polise teslim etmesi ile diğer parti üyeleriyle birlikte tutuklandı. 3 ay tutuklu kaldı. 1929 yılında Laz İsmail(i.Bilen)'in İzmir davasında polise ismini vermesi nedeniyle 4,5 yıl yeni bir mahkumiyet aldı. 1938 yılında Nazım Hikmet'le birlikte yargılandığı Donanma Davası'nda 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı, 12 yıl yattıktan sonra tahliye oldu. 1954 yılında legal Vatan Partisi'ni kurdu. 1965 yılında Tarihsel Maddecilik Yayınları'nı kurdu ve yönetti, Marks, Engels ve Lenin'in eserlerinden birçok çeviriler yaptı ve yayınladı, Das Kapital'in bir bölümünü çevirdi. 1967'de İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği'ni (İPSD) kurdu. İktisattan antropolojiye, Marksist düşüncenin tarihsel ve kuramsal gelişiminin açıklanmasına ve Türkiye'de bir işçi sınıfı devriminin strateji ve taktik sorunlarına kadar çeşitli konularda çok sayıda telif eseri ve Aydınlık, Türk Solu, (kendisinin kurduğu) Sosyalist, Ant gibi dergilerde makaleleri yayınlandı. En önemli eserleri olan Tarih Tezini 1965, Yol: TKP'nin Eleştirel Tarihini 1932 yılında yayınladı. 12 Mart 1971 darbesinde ağır hasta olduğu için arandığı halde yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. 11 Ekim 1971'de Belgrad'da öldü.<br />
<br />
 Eserlerinden bazıları <br />
<br />
Tarih Devrim Sosyalizm <br />
Genel Düşünceler, <br />
Partide Konaklar ve Konuklar <br />
İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark) <br />
Taktik Ana Halkası: Legaliteyi İstismar <br />
Parti ve Fraksiyon, Yakın Tarihten Birkaç Madde Strateji Planı <br />
Oportünizm Nedir? <br />
Halk Savaşının Planları <br />
Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama <br />
Türkçe'nin Üreme Yolları ve Dil Devrimciliğimiz <br />
Eyüp Konuşması <br />
Osmanlı Tarihinin Maddesi <br />
Uyarmak İçin Uyanmalı Uyanmak İçin Uyarmalı <br />
Türkiye Köyü ve Sosyalizm <br />
Devrim Nedir? <br />
Üretim Nedir? <br />
Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler <br />
Anarşi Yok! Büyük Derleniş! <br />
Türkiye'de Sınıflar ve Politika <br />
Kısaca Marksizm Düşünüşü <br />
Diyalektik Materyalizm <br />
Devrimci Aydın Nedir?: Hanri Barbus <br />
Finans-Kapital Ve Türkiye <br />
Yol Anıları <br />
Durum Yargılaması <br />
Diyalektik Materyalizm Nedir? Nasıl Kullanılır? Ne Değildir? <br />
Üç Seminer <br />
Metafizik Sosyolojiler <br />
Fetih ve Medeniyet <br />
Türkiye'de Kapitalizmin Gelişimi <br />
Emperyalizm Geberen Kapitalizm <br />
Tarih Tezi <br />
Osmanlı Tarihinin Maddesi <br />
Komün Gücü <br />
Bergsonizm]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dersim..]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=350</link>
			<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 18:38:09 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=350</guid>
			<description><![CDATA[Tunceli ili (25 Aralık 1935 tarihli "Tunceli Kanunu" uygulamasından önce Dersim ili, Zazaca: Dêsım), Türkiye Cumhuriyeti'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat bölümünde yer alan bir ildir.<br />
<br />
Tunceli ili, kuzeyde ve batıda Munzur Dağları ile Karasu Irmağı, doğuda Bingöl Dağları ve Peri Suyu, güneyde Keban Baraj Gölü ile çevrilidir. Anadolu'nun pek çok yerinde olduğu gibi, bu bölgede de çağlar boyunca pek çok uygarlık yaşamıştır. Orta Çağdan kalma ve bugün hala iyi durumda bulunan Pertek kalesi ve Munzur Vadisi Milli Parkı görülmeye değer güzellikleridir.<br />
<br />
Tunceli'nin yerleşimleri: Çemişgezek, Hozat, Mazgirt, Nazımiye, Ovacık, Pertek ve Pülümür'dür. Tunceli'nin eski ismi Dersim'dir. Bu isim 1937-38 yıllarında Seyit Rıza önderliğinde gerçekleşen Dersim İsyanı'ndan sonra değiştirilmiştir.<br />
<br />
Dersim adının kökeni Tunceli'nin eski adı Dersim'dir. Yörede hem 'Dêsım' hemde 'Dêrsîm' olarak telafuz edilmektedir. Dersim, Gileki dilinde (Dimilik/Gilanice) “der” (kapı), “sim” (gümüş), Farsça'da da Dêr Kapı demektir ve Sîm Gümüş demektir. Zazaca’da (Dersimce) ise “dês-sım > dêsım” (duvar-gümüş: gümüş duvar) sözcüklerinden oluşan bir ad tamlamasıdır.<br />
<br />
<br />
 Tarihçesi Yörede Dêsım diye telaffuz edilen aslında bugünkü Tunceli'yi değil, o yörenin adını belirler. Tunceli'nin yöresel adı Mamekiye 'dir. "Yunan tarihi ve coğrafyacılarının Dersim bölgesine Daranis ve Derksene adını verdikleri gibi Dara'nın Bisitun kitabelerinde bu havaliye Zuza tabirinin, Dersim yöresinde konuşulan Zaza dilinin sözcüğünden geldiği muhtemeldir. Bu bölgeye gelip yaşayan ilk uyğarlığın Hititler olduğu söylenmektedir.<br />
<br />
Osmanlı Devleti dönemi 1847 yılında Dersim Sancağı’nın Erzurum eyaletine verilmesinden sonra 1859 yılında yapılan bir değişiklik de Harput eyaletine bağlanır. İşte bu tarihten itibaren Dersim ve çevresi haritalarda gösterilmeye başlanmıştır.<br />
<br />
<br />
 I.Dünya Savaşı I.Dünya Savaşı'nda Dersim yöresinde önemli bir zaza-Alevi nüfusu yaşamaktaydı. Bunun yanında azda olsa Ermeni ve Türk nüfusuda yaşamaktaydı Dersim'de. Dünya Savaşında Doğu Cephesinin önemli ikmal yollarından olan Dersim, 1916 Dersim İsyanı'na sahne oldu.<br />
<br />
<br />
 Kurtuluş Savaşı Dersim halkı birkaç aşireti saymazsak Kurtuluş Savaşı'na tamamen destek olmuştur. TBMM 1. Dönemde Dersim mebusu (milletvekili) olarak Diyap Ağa (Yıldırım), Meço Ağa, Mustafa Ağa (Öztürk) ve Binbaşı Hasan Hayri bulunmuşlardır. TBMM Ordusu Yunanlılara Kütahya-Eskişehir Savaşı'nda yenilince TBMM'nin Kayseri'ye taşınması gündeme gelmiş, Dersim mebusu Diyap Ağa Biz buraya savaşmaya mı geldik, kaçmaya mı? diyerek diğer mebuslarada cesaret vermiştir. Bundan sonra 1923'te düşman gitmiş, cumhuriyet ilan edilmişti.<br />
<br />
<br />
 Cumhuriyet dönemi Cumhuriyet döneminde Şeyh Sait ve Dersim İsyanlarına tanıklık eden Dersim, 1936-38 yıllarında gerçekleşen Dersim İsyanları'nda büyük zarar görmüştür.Seyit Rıza önderliğinde çıkan 1936-38 Dersim İsyanlarından sonra ilin adı Tunceli olarak değiştirildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tunceli ili (25 Aralık 1935 tarihli "Tunceli Kanunu" uygulamasından önce Dersim ili, Zazaca: Dêsım), Türkiye Cumhuriyeti'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat bölümünde yer alan bir ildir.<br />
<br />
Tunceli ili, kuzeyde ve batıda Munzur Dağları ile Karasu Irmağı, doğuda Bingöl Dağları ve Peri Suyu, güneyde Keban Baraj Gölü ile çevrilidir. Anadolu'nun pek çok yerinde olduğu gibi, bu bölgede de çağlar boyunca pek çok uygarlık yaşamıştır. Orta Çağdan kalma ve bugün hala iyi durumda bulunan Pertek kalesi ve Munzur Vadisi Milli Parkı görülmeye değer güzellikleridir.<br />
<br />
Tunceli'nin yerleşimleri: Çemişgezek, Hozat, Mazgirt, Nazımiye, Ovacık, Pertek ve Pülümür'dür. Tunceli'nin eski ismi Dersim'dir. Bu isim 1937-38 yıllarında Seyit Rıza önderliğinde gerçekleşen Dersim İsyanı'ndan sonra değiştirilmiştir.<br />
<br />
Dersim adının kökeni Tunceli'nin eski adı Dersim'dir. Yörede hem 'Dêsım' hemde 'Dêrsîm' olarak telafuz edilmektedir. Dersim, Gileki dilinde (Dimilik/Gilanice) “der” (kapı), “sim” (gümüş), Farsça'da da Dêr Kapı demektir ve Sîm Gümüş demektir. Zazaca’da (Dersimce) ise “dês-sım > dêsım” (duvar-gümüş: gümüş duvar) sözcüklerinden oluşan bir ad tamlamasıdır.<br />
<br />
<br />
 Tarihçesi Yörede Dêsım diye telaffuz edilen aslında bugünkü Tunceli'yi değil, o yörenin adını belirler. Tunceli'nin yöresel adı Mamekiye 'dir. "Yunan tarihi ve coğrafyacılarının Dersim bölgesine Daranis ve Derksene adını verdikleri gibi Dara'nın Bisitun kitabelerinde bu havaliye Zuza tabirinin, Dersim yöresinde konuşulan Zaza dilinin sözcüğünden geldiği muhtemeldir. Bu bölgeye gelip yaşayan ilk uyğarlığın Hititler olduğu söylenmektedir.<br />
<br />
Osmanlı Devleti dönemi 1847 yılında Dersim Sancağı’nın Erzurum eyaletine verilmesinden sonra 1859 yılında yapılan bir değişiklik de Harput eyaletine bağlanır. İşte bu tarihten itibaren Dersim ve çevresi haritalarda gösterilmeye başlanmıştır.<br />
<br />
<br />
 I.Dünya Savaşı I.Dünya Savaşı'nda Dersim yöresinde önemli bir zaza-Alevi nüfusu yaşamaktaydı. Bunun yanında azda olsa Ermeni ve Türk nüfusuda yaşamaktaydı Dersim'de. Dünya Savaşında Doğu Cephesinin önemli ikmal yollarından olan Dersim, 1916 Dersim İsyanı'na sahne oldu.<br />
<br />
<br />
 Kurtuluş Savaşı Dersim halkı birkaç aşireti saymazsak Kurtuluş Savaşı'na tamamen destek olmuştur. TBMM 1. Dönemde Dersim mebusu (milletvekili) olarak Diyap Ağa (Yıldırım), Meço Ağa, Mustafa Ağa (Öztürk) ve Binbaşı Hasan Hayri bulunmuşlardır. TBMM Ordusu Yunanlılara Kütahya-Eskişehir Savaşı'nda yenilince TBMM'nin Kayseri'ye taşınması gündeme gelmiş, Dersim mebusu Diyap Ağa Biz buraya savaşmaya mı geldik, kaçmaya mı? diyerek diğer mebuslarada cesaret vermiştir. Bundan sonra 1923'te düşman gitmiş, cumhuriyet ilan edilmişti.<br />
<br />
<br />
 Cumhuriyet dönemi Cumhuriyet döneminde Şeyh Sait ve Dersim İsyanlarına tanıklık eden Dersim, 1936-38 yıllarında gerçekleşen Dersim İsyanları'nda büyük zarar görmüştür.Seyit Rıza önderliğinde çıkan 1936-38 Dersim İsyanlarından sonra ilin adı Tunceli olarak değiştirildi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[dersimin eğitmle zafer yolu]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=349</link>
			<pubDate>Sun, 12 Oct 2008 10:41:39 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=349</guid>
			<description><![CDATA[:cool::cool::cool::(arkadaşlar ve abiler tuncelili kardeşiniz olrak size okuma zorluğumujbildirmekteyim ben dersmin nazımıye ilçesini yazeldi köyündenim.babam rahatsız 4 kardeşiz hepimiz okumaya çalışıyoruz abla ve büyük abim üniversteyi kazandı benle küçük abimde lisedeyiz<br />
yardımlarınızı bekliyorum abilerim:(:(:(:(:(:(:(:(:(:(<br />
<br />
burs verin dersimim kazansın<br />
<br />
<br />
seyhun_2075@hotmail.com]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[:cool::cool::cool::(arkadaşlar ve abiler tuncelili kardeşiniz olrak size okuma zorluğumujbildirmekteyim ben dersmin nazımıye ilçesini yazeldi köyündenim.babam rahatsız 4 kardeşiz hepimiz okumaya çalışıyoruz abla ve büyük abim üniversteyi kazandı benle küçük abimde lisedeyiz<br />
yardımlarınızı bekliyorum abilerim:(:(:(:(:(:(:(:(:(:(<br />
<br />
burs verin dersimim kazansın<br />
<br />
<br />
seyhun_2075@hotmail.com]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Halk Düşmanı Tayyipgiller Elektriğe Yine Zam Yaptı!]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=348</link>
			<pubDate>Fri, 10 Oct 2008 19:27:50 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=348</guid>
			<description><![CDATA[Elektrik fiyatı da 1 Temmuz&#8217;dan geçerli olmak üzere ev ve işyerlerinde yüzde 21, sanayide ise yüzde 22 oranında artmıştı. Ama yetmemiş olacak ki, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), elektrik fiyatlarının 1 Ekim&#8217;den geçerli olmak üzere konutlarda yüzde 9.07, işyerlerinde yüzde 9.35 ve sanayide yüzde 9.27 artırılmasına ilişkin tarifeyi onayladığını açıkladı. Ve böylelikle son zamla birlikte elektrik fiyatlarına yılbaşından bu yana konutta toplam yüzde 54, sanayide ise toplam yüzde 46 oranında zam yapıldı.<br />
<br />
Halkımız kıt kanaat geçinirken, tek bir kuruşun bile hesabını yaparken; doğalgaza, ekmeğe ve elektriğe tekrar tekrar zam yapılması Tayyipgillerin vatan, millet ve halk sevgisinden yoksun olmasından kaynaklanıyor.<br />
<br />
İşçisini, memurunu ve çiftçisini hor görür, küçümser ama ABD, AB (AB-D) Emperyalizmine kul köle olur, Tayyipgiller. Yeter ki iktidarda kalayım, din afyonuyla masum halkı uyutayım, küpümü doldurayım, oğluma gemicikler alayım, diye düşünür. Vatan satılmış, halk açmış, kimin umurunda?<br />
<br />
Ama bu ihanetleri görenler, onlar gibi düşünmeyenler de var elbette&#8230;<br />
<br />
Halkın Kurtuluş Partisi, İşçi Sınıfımız ve Emekçi Halkımızla birlikte kuracağı Demokratik Halk İktidarında; &#8220;Pahalı Devletin yerine ucuz ve kırtasiyeci olmayan devleti, insanlarına iş bulmayı, pahalılık yangınını söndürmeyi&#8221; hedeflemektedir.<br />
<br />
İşte bu hedef gerçekleştirildiğinde Parababalarının bu soygun, zulüm düzeni alaşağı edilip insanın insanı sömürmediği, geçim sıkıntısının olmadığı, eşit-özgür ve kardeşçe, mutlu bir dünya kurulacaktır. Bu engellenemez&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Elektrik fiyatı da 1 Temmuz&#8217;dan geçerli olmak üzere ev ve işyerlerinde yüzde 21, sanayide ise yüzde 22 oranında artmıştı. Ama yetmemiş olacak ki, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK), elektrik fiyatlarının 1 Ekim&#8217;den geçerli olmak üzere konutlarda yüzde 9.07, işyerlerinde yüzde 9.35 ve sanayide yüzde 9.27 artırılmasına ilişkin tarifeyi onayladığını açıkladı. Ve böylelikle son zamla birlikte elektrik fiyatlarına yılbaşından bu yana konutta toplam yüzde 54, sanayide ise toplam yüzde 46 oranında zam yapıldı.<br />
<br />
Halkımız kıt kanaat geçinirken, tek bir kuruşun bile hesabını yaparken; doğalgaza, ekmeğe ve elektriğe tekrar tekrar zam yapılması Tayyipgillerin vatan, millet ve halk sevgisinden yoksun olmasından kaynaklanıyor.<br />
<br />
İşçisini, memurunu ve çiftçisini hor görür, küçümser ama ABD, AB (AB-D) Emperyalizmine kul köle olur, Tayyipgiller. Yeter ki iktidarda kalayım, din afyonuyla masum halkı uyutayım, küpümü doldurayım, oğluma gemicikler alayım, diye düşünür. Vatan satılmış, halk açmış, kimin umurunda?<br />
<br />
Ama bu ihanetleri görenler, onlar gibi düşünmeyenler de var elbette&#8230;<br />
<br />
Halkın Kurtuluş Partisi, İşçi Sınıfımız ve Emekçi Halkımızla birlikte kuracağı Demokratik Halk İktidarında; &#8220;Pahalı Devletin yerine ucuz ve kırtasiyeci olmayan devleti, insanlarına iş bulmayı, pahalılık yangınını söndürmeyi&#8221; hedeflemektedir.<br />
<br />
İşte bu hedef gerçekleştirildiğinde Parababalarının bu soygun, zulüm düzeni alaşağı edilip insanın insanı sömürmediği, geçim sıkıntısının olmadığı, eşit-özgür ve kardeşçe, mutlu bir dünya kurulacaktır. Bu engellenemez&#8230;]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sosyalizm]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=347</link>
			<pubDate>Fri, 10 Oct 2008 19:20:57 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=347</guid>
			<description><![CDATA[Sosyalizm veya halkçılık, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir. Bununla birlikte, sosyalizmin fiili anlamı uygulamada zaman içinde değişmiştir. Siyasi bir terim olması nedeniyle, sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla, devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyalizm, kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Sosyalizm ve sosyalist terimi, bir dizi ideolojiye, bir ekonomik sisteme, varolmuş yahut varolan bir devlete işaret edebilir..<br />
<br />
Marksist teoride sosyalizm, kapitalizmin yerini alacak ve daha sonra sosyalist yapı kendiliğinden söneceğinden komünizme dönüşecek bir topluma işaret eder.Marksizm komünizmin teorik ve felsefi zemini, komünizm sosyalizmin ardılı olarak gelişecek toplumsal sistemdir.<br />
<br />
Terimin ilk kullanılışı 19. yüzyılın başına kadar gider. İlk kez 1827&#8217;de İngilterede, Robert Owen&#8217;ın takipçilerini adlandırmak için kullanılmıştır. Fransa&#8217;da, yine özgönderimsel olarak, 1832 yılında l&#8217;Encyclopédie nouvelle&#8217;deki Saint-Simon, ardından Pierre Leroux ve J. Regnaud&#8217;un fikirlerinin takipçisi olanlar için kullanılmıştır. Kelimenin kullanımı hızlı bir biçimde yayıldı ve değişik zamanlarda ve yerlerde değişik şekillerde kullanıldı. Farklı kişiler ve gruplar kendilerini sosyalist ve sosyalist karşıtı olarak tanımladılar. Sosyalist gruplar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte, neredeyse hepsi, toplumun seçkin bir azınlığına hizmet etmektense halk çoğunluğuna hizmet eden bir iktisat bilimiyle birlikte, dayanışma prensiplerine göre işleyip, eşitlikçi toplumu savunarak, sanayi ve tarım işçileriyle birlikte mücadele eden, 19. ve 20. yüzyıla dayanan bir ortak tarihle bağlandıklarını kabul edeceklerdir(Köksüzlük).<br />
<br />
<br />
Bir Ekonomik Sistem<br />
<br />
<br />
<br />
Ekonominin küçük bir aristokrat, zenginler sınıfı ya da kapitalist bir sınıf yerine geniş kitlelerin yararına işletilmesi gerektiği savunan yönetim biçimidir. Sosyalizm düşüncesi ilk yükseldiğinde, 19. yy.da, pek çok siyasi düşünce açıkça seçkin sınıfların desteklenmesini savunuyordu. Bugün, açıktan açığa böyle bir destek ifadesi siyasi intiharla eşanlamlıdır. Bu nedenle ideolojiler artık, bir zamanlar yalnızca sosyalizm tarafından savunulan büyük kitlelerin iyiliğini istediklerini iddia ederler. Ancak bu ideolojiler zengin sınıfların mülkiyet hakkını hala savunurken, sosyalizm çalışan sınıfların haklarını doğrudan ilgilendiren meselelerin savunuculuğunda başı çeker gibi görünmektedir.<br />
<br />
Çoğu sosyalist, sosyalizmin ekonominin demokratik kontrolünü gerektirdiğini söylemekle birlikte, bu demokrasiye has kurumlar üzerinde ve kontrolün nerelerde merkezileşip nerelerde yaygınlaşacağı konusunda fikir ayrılığındadırlar. Benzer şekilde, sosyalist ekonominin bir pazar anlayışı gütmesinin gerekliliği ve eğer güdülecekse, bu pazar anlayışının yalnızca tüketim mallarında mı, yoksa bazı durumlarda üretim araçlarının kendisinde de mi geçerli olup olmayacağı boyutunda da farklılaşırlar. Çünkü üretim araçları mevzubahis olduğunda, mesele ekonominin mülkiyeti ve kontrolü meselesidir.<br />
<br />
Sosyalist olmayan birçok kişi, devlet himayesindeki merkezi ekonomik kontrolü ifade etmek için sosyalist ekonomi kelimesini kullanır.<br />
<br />
Sosyalistler arasında sosyalist ekonomide özel mülkiyete ait büyük şirketlerin olamayacağı konusunda genel bir fikir birliği vardır; büyük şirketlere doğrudan kendi işçilerinin sahip olması konusunda sosyalistler daha az anlaşırlar. Kendini sosyalist addeden az sayıda kişi arasında, sosyalist olduğunu iddia eden Çin Komünist Partisi&#8217;nin bu tutumu yansıttığını söyleyenler vardı. Öyle ki bu sırada Çin Ekonomik Reformu sürüyordu ve bu reform özel mülkiyete ait büyük şirketlerin pazar ekonomisindeki rekabetini destekleyen bir yapıdaydı. Çin&#8217;in kapitalist ekonominin özüne kendini böyle adapte ettiği halde, iktidardaki partinin hala (anlamlı bir şekilde) sosyalist olduğunu iddia etmesi, Çin&#8217;in içinde ve dışında birçok tartışmalara yol açtı.<br />
Eski SSCB Bayrağı<br />
Eski SSCB Bayrağı<br />
<br />
Eski Sovyetler Birliği&#8217;nin ve Doğu Bloku&#8217;nun ekonomileri hem sosyalistler, hem de sosyalist olmayanlar tarafından sosyalist olarak nitelenir. Üretim araçları neredeyse tamamen devlete aittir ve ekonomi ülke çapındaki Komünist Partisi tarafından merkezi olarak idare edilir. Bununla birlikte, birçok sosyalist de buna karşı çıkar; çünkü bu ülkelerdeki insanların devlet yönetimi üzerinde kontrolü olmadığı için ekonomi üzerinde de kontrolü olmadığını iddia ederler. Bu sosyalistler, ekonominin oligarşi olarak anılan, daha sonra devlet kapitalisti, Stalinist ya da bazı Troçkistlerin dediği gibi &#8220;yozlaşmış işçi devleti&#8221; de denilen zümre tarafından kontrol edildiğini iddia ederler. Troçkistler Stalinist ekonominin, sosyalist ekonominin şartlarından birini yerine getirerek, ekonomiyi devlet kontrolü altına aldığını söylerler, ama onlara göre devletin işçiler tarafından demokratik olarak kontrol edilmesi gerekliliği yerine getirilmemiştir. Birçok sosyalist, bu iddianın genel hatlarına katılır ama ekonominin devlet tarafından idare edilmesi gerektiği yönündeki düşüncenin gözden geçirilmesi gerektiğini söylerler. Dahası, birçok sosyalist Sovyetler Birliği ve ona destek veren devletlerin, sınıfları ortadan kaldırmayı düşünürken, ekonomiyi kendi çıkarlarına göre yönlendiren, en azından yönlendirmeye çalışan yeni bir yönetici sınıf ya da nomenklatura ortaya çıkardıklarını iddia ederler.<br />
<br />
Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ve ona destek veren devletler kendi ekonomilerinin &#8220;fiilen varolan sosyalizm&#8221; (varolan sosyalizm/gerçekten varolan sosyalizm) olduğunu öne sürdürler (herhalde varolan diğer sosyalizm teorilerine karşın, kendi sosyalizmlerini savunmak için). Bu dönemde başkaca sık kullanılan bir diğer terim de reel sosyalist/gerçek sosyalist terimiydi. Bu terimler, bu ülkeleri yöneten partilerin dışında olanlar tarafından kullanıldıklarında genellikle tırnak içinde ve hafif bir ironiyle kullanıldılar.<br />
<br />
<br />
Bir Geçiş Olarak Sosyalizm<br />
<br />
<br />
Marksistler ve diğer sosyalistler genellikle sosyalizm kelimesini yukarıda açıklanan anlamlarda kullanmakla birlikte, bu kelimenin Marksist kullanılışında başka bir özellik daha vardır. Karl Marx, tarihsel materyalizm açıklamasında sosyalizmi toplumun kapitalizmden sonraki, komünizmden önceki aşaması olarak değerlendirir. Marx böyle bir toplumun nasıl özellikler taşıyacağı konusunda net değildir fakat inancında ve komünizme doğru dönüşürken, devrimci sosyalizmin kapitalizm üzerinde kazanacağı zaferde ısrarlıdır.<br />
<br />
Marks, analizlerinde 5 tane toplum biçimi saptamıştır. Bunlardan ilki komünnal toplum, sonuncusu ise komünist toplumdur. Komünist toplum Marks'a göre ikiye ayrılır: sosyalist toplum ve komünizm. İşte sosyalist toplum, Marks'a göre komünizmin birinci evresi yani alt evresidir. Komünizm ise komünist toplumun üst ve son evresidir.<br />
<br />
Marks, sosyalizmi var olan devlet formlarına artık ihtiyaç duyulmadığı, sınıfsız komünist topluma geçiş aşaması olarak düşünür. Engels&#8217;e göre, sosyalizmin temsili demokrasisi ortadan kalkar ve yerine komünizmin doğrudan demokrasisi gelirken; ekonomik yaşam özgürlük ve eşitlik temeli üzerinde yeniden düzenlenecek, devlet herhangi bir devrime ihtiyaç duymaksızın kendi kendine sönümlenecektir. Bu sınıfsız, devletsiz toplumu nihai hedef olarak belirlerken, Marksist düşünce ve anarşizm benzeşmektedir. Bununla birlikte, anarşistler devleti bir gecede yok etmek isterlerken, komünistler bunun giderek sönümlenen yavaş ve aşamalı bir süreçte gerçekleşmesini beklerler.<br />
Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin Bayrağı<br />
Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin Bayrağı<br />
<br />
Bu sosyalizm tanımlaması özellikle Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin resmi ideolojisinin anlaşılması açısından önemlidir. Çin Komünist Partisi sınıf çatışmasının Çin&#8217;i zaten sosyal gelişimin sosyalist evresine ittiğini iddia etmektedir. Bu yüzden ve Den Xiaoping&#8217;in olgulardan gerçeği olgulardan hareketle aramak teorisi nedeniyle, &#8220;çalışan&#8221; herhangi bir ekonomik sistem kendiliğinden sosyalist bir politika olarak nitelenmektedir; bu nedenle &#8220;Çin Tipi Sosyalizm&#8221;in ne olduğuna dair herhangi bir çerçeve çizilememektedir.<br />
<br />
<br />
Sosyalizm ve Karma Ekonomi<br />
<br />
Yukarıda da belirtildiği üzere, kendini sosyalist olarak tanımlayan bazıları, özellikle de sosyal demokrat olarak adlandırılanlar ve içinde revizyonist Avro-komunistlerin de bulunduğu bir grup, sosyalist ülkelerde yürürlükten olan yeni-kapitalizme destek vermek yerine, doğrudan kapitalist ekonomileri desteklerler. Bu durum da, kimin sosyalist olmadığı sorusunu akla getirir.<br />
<br />
Karma ekonominin en yaygın tanımı, doğal kaynaklar ve kamu hizmetleri üzerindeki kamu mülkiyetinin sınırlandırılmasıdır. Bunun temel mantığı, doğal kaynakların ortak mülkiyet olduğu ve kamu hizmetlerinden bazılarının (ya da hepsinin) doğal tekeller oluşturduğudur. (Örn: Elektrik ve su kaçınılmaz olarak tekeldir)<br />
<br />
Kimileri karma ekonomideki sosyalist yaklaşımı genişleterek, kapitalistlerin toplum üzerinde denetim kurmasına yol açabilecek hayati önemi olan herhangi bir sanayi alanından ya da güç dengesizliği yaratabilecek büyük zenginliklerden uzak tutulması gerektiğini düşünürler. Ulusal savunma ya da egemenlik konusunda da benzer düşünceler vardır. Birçok kapitalist ülke en azından geçmişte çelik, otomobil, uçak sanayisi gibi kilit önem taşıyan sanayileri ulusallaştırmıştır. Örneğin Harry S. Truman Kore Savaşı sırasında çelik fabrikalarını ulusallaştırmıştır. Bu fabrikalar ABD Yargıtayı&#8217;nın emriyle özel mülkiyete aktarılmıştır.<br />
<br />
Tüm sosyalist düşünürler serbest Pazar ekonomisinin bir süre sonra mutlaka belirli bir azınlığın yararına ama çoğunluğun zararına işler hale geldiği konusunda hemfikirdirler. Özellikle komünistler kapitalizmle herhangi bir uzlaşmanın gerçekleşebileceğini reddederler. Onlara göre zenginliğin özel birikimine izin veren herhangi bir ekonomik sistem özünde adaletsizdir ve kapitalistlere (kendi sermayesi olan ve kontrol edenler) eşitsiz gelişim ortamı sağlamaktadır. Kendilerini sosyalist olarak tanımlayanların az bir kısmı, üretim araçlarının planlı bir şekilde özel mülkiyete devredilebileceğini söylerken, diğer sosyalistler bu konuda fikir ayrılığındadırlar. Bazıları zenginliğin daha eşit dağıtılabilmesi için kapitalist piyasa koşullarının işleyişini kullanabileceklerini iddia ederken, diğerleri de bu dağıtımın eşitliğini garanti altına almak için tüm mülkiyetin kamulaştırılması gerektiğini söylerler. Birçok sosyalist özellikle temel ihtiyaç malzemesi olmayan mallarda, arz-talep dengesini ayarlamanın piyasa koşulları mekanizmaları olmadan çok zor olduğunu bilmektedir. Bazıları ılımlı bir piyasa sosyalizmi modeli ortaya koymuşlardır; buna göre bir market vardır, ama üretim araçlarının mülkiyetine sahip bir sınıf yoktur.<br />
<br />
<br />
Sosyalizmin Eleştirisi; Karşıtlar ve Taraflar<br />
<br />
<br />
Sosyalizmin temel hedefi kapitalizmin ortadan kaldırılması olduğundan, sosyalizm karşıtlarının büyük çoğunluğu kapitalizmin, özellikle de saf kapitalizmin ya da bırakınız yapsınlar liberalizminin destekçisidir. Bu grubun içinde liberaller, muhafazakarlar ve Milton Friedman, Ayn Rand, Ludwig von Mises, Friedrich Hayek gibi kuramcılar vardır. Bundan başka kilise kurumu, milliyetçiler, neo-naziler, faşistler de sosyalizme karşı çıkanların başında gelmektedir.<br />
<br />
Andrew Heywood gibi bazı tarihçilere göre sosyalizm başarısızlığa uğramış bir ideolojidir. Kimi ekonomistler de Marksizmin ve sosyalizmin savunduğu, iktidara getirmeyi düşündüğü proletarya sınıfının günümüzde artık varolmadığını ve sınıf uzlaşması noktasına gelindiğini belirtirler.<br />
<br />
Sosyalizmi savunan 20 yüzyıl düşünürleri arasında Lenin, Leon Troçki, Christopher Caudwell, Rosa Luxemburg, Mao Zedung, Ted Grant, Allan Woods sayılabilir.<br />
<br />
Sosyalizmi savunan bu düşünürler de, sınıf uzlaşması teorisinin kapitalizmin ilk günlerinden beri varolan bir kandırmaca olduğu fikrindedirler. Bu düşünürlerden bazıları artık kapitalizmden emperyalizm aşamasına geçildiği için, ileri ülkelerdeki proletarya sınıfının, işçi aristokrasisine dönüşerek devrimci olmaktan çıktığını, ancak üçüncü dünya ülkelerindeki işçi sınıfının durumunun hala değişmediğini belirtirler.<br />
<br />
Sosyalizme din karşıtı olduğu içinde karşı olanlar vardır. Bunların başında kilise kurumları gelmektedir. Ayrıca bazı Müslüman din adamları tarafından da tasvip edilmeyen sosyalizm, dini-milliyetçi kesimler tarafından da eleştirilir. Bu kesimler sosyalizmin, amaç "dini yıkmak" olduğunda kapitalizm ile beraber çalıştığını iddia ederler. Ayrıca sosyalizmin Yahudilerin diğer dinleri yıkmak için kurduğu bir sistem olduğuna inananlarda vardır.<br />
<br />
kaynak:wiki]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Sosyalizm veya halkçılık, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir. Bununla birlikte, sosyalizmin fiili anlamı uygulamada zaman içinde değişmiştir. Siyasi bir terim olması nedeniyle, sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla, devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyalizm, kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Sosyalizm ve sosyalist terimi, bir dizi ideolojiye, bir ekonomik sisteme, varolmuş yahut varolan bir devlete işaret edebilir..<br />
<br />
Marksist teoride sosyalizm, kapitalizmin yerini alacak ve daha sonra sosyalist yapı kendiliğinden söneceğinden komünizme dönüşecek bir topluma işaret eder.Marksizm komünizmin teorik ve felsefi zemini, komünizm sosyalizmin ardılı olarak gelişecek toplumsal sistemdir.<br />
<br />
Terimin ilk kullanılışı 19. yüzyılın başına kadar gider. İlk kez 1827&#8217;de İngilterede, Robert Owen&#8217;ın takipçilerini adlandırmak için kullanılmıştır. Fransa&#8217;da, yine özgönderimsel olarak, 1832 yılında l&#8217;Encyclopédie nouvelle&#8217;deki Saint-Simon, ardından Pierre Leroux ve J. Regnaud&#8217;un fikirlerinin takipçisi olanlar için kullanılmıştır. Kelimenin kullanımı hızlı bir biçimde yayıldı ve değişik zamanlarda ve yerlerde değişik şekillerde kullanıldı. Farklı kişiler ve gruplar kendilerini sosyalist ve sosyalist karşıtı olarak tanımladılar. Sosyalist gruplar arasında büyük farklılıklar olmakla birlikte, neredeyse hepsi, toplumun seçkin bir azınlığına hizmet etmektense halk çoğunluğuna hizmet eden bir iktisat bilimiyle birlikte, dayanışma prensiplerine göre işleyip, eşitlikçi toplumu savunarak, sanayi ve tarım işçileriyle birlikte mücadele eden, 19. ve 20. yüzyıla dayanan bir ortak tarihle bağlandıklarını kabul edeceklerdir(Köksüzlük).<br />
<br />
<br />
Bir Ekonomik Sistem<br />
<br />
<br />
<br />
Ekonominin küçük bir aristokrat, zenginler sınıfı ya da kapitalist bir sınıf yerine geniş kitlelerin yararına işletilmesi gerektiği savunan yönetim biçimidir. Sosyalizm düşüncesi ilk yükseldiğinde, 19. yy.da, pek çok siyasi düşünce açıkça seçkin sınıfların desteklenmesini savunuyordu. Bugün, açıktan açığa böyle bir destek ifadesi siyasi intiharla eşanlamlıdır. Bu nedenle ideolojiler artık, bir zamanlar yalnızca sosyalizm tarafından savunulan büyük kitlelerin iyiliğini istediklerini iddia ederler. Ancak bu ideolojiler zengin sınıfların mülkiyet hakkını hala savunurken, sosyalizm çalışan sınıfların haklarını doğrudan ilgilendiren meselelerin savunuculuğunda başı çeker gibi görünmektedir.<br />
<br />
Çoğu sosyalist, sosyalizmin ekonominin demokratik kontrolünü gerektirdiğini söylemekle birlikte, bu demokrasiye has kurumlar üzerinde ve kontrolün nerelerde merkezileşip nerelerde yaygınlaşacağı konusunda fikir ayrılığındadırlar. Benzer şekilde, sosyalist ekonominin bir pazar anlayışı gütmesinin gerekliliği ve eğer güdülecekse, bu pazar anlayışının yalnızca tüketim mallarında mı, yoksa bazı durumlarda üretim araçlarının kendisinde de mi geçerli olup olmayacağı boyutunda da farklılaşırlar. Çünkü üretim araçları mevzubahis olduğunda, mesele ekonominin mülkiyeti ve kontrolü meselesidir.<br />
<br />
Sosyalist olmayan birçok kişi, devlet himayesindeki merkezi ekonomik kontrolü ifade etmek için sosyalist ekonomi kelimesini kullanır.<br />
<br />
Sosyalistler arasında sosyalist ekonomide özel mülkiyete ait büyük şirketlerin olamayacağı konusunda genel bir fikir birliği vardır; büyük şirketlere doğrudan kendi işçilerinin sahip olması konusunda sosyalistler daha az anlaşırlar. Kendini sosyalist addeden az sayıda kişi arasında, sosyalist olduğunu iddia eden Çin Komünist Partisi&#8217;nin bu tutumu yansıttığını söyleyenler vardı. Öyle ki bu sırada Çin Ekonomik Reformu sürüyordu ve bu reform özel mülkiyete ait büyük şirketlerin pazar ekonomisindeki rekabetini destekleyen bir yapıdaydı. Çin&#8217;in kapitalist ekonominin özüne kendini böyle adapte ettiği halde, iktidardaki partinin hala (anlamlı bir şekilde) sosyalist olduğunu iddia etmesi, Çin&#8217;in içinde ve dışında birçok tartışmalara yol açtı.<br />
Eski SSCB Bayrağı<br />
Eski SSCB Bayrağı<br />
<br />
Eski Sovyetler Birliği&#8217;nin ve Doğu Bloku&#8217;nun ekonomileri hem sosyalistler, hem de sosyalist olmayanlar tarafından sosyalist olarak nitelenir. Üretim araçları neredeyse tamamen devlete aittir ve ekonomi ülke çapındaki Komünist Partisi tarafından merkezi olarak idare edilir. Bununla birlikte, birçok sosyalist de buna karşı çıkar; çünkü bu ülkelerdeki insanların devlet yönetimi üzerinde kontrolü olmadığı için ekonomi üzerinde de kontrolü olmadığını iddia ederler. Bu sosyalistler, ekonominin oligarşi olarak anılan, daha sonra devlet kapitalisti, Stalinist ya da bazı Troçkistlerin dediği gibi &#8220;yozlaşmış işçi devleti&#8221; de denilen zümre tarafından kontrol edildiğini iddia ederler. Troçkistler Stalinist ekonominin, sosyalist ekonominin şartlarından birini yerine getirerek, ekonomiyi devlet kontrolü altına aldığını söylerler, ama onlara göre devletin işçiler tarafından demokratik olarak kontrol edilmesi gerekliliği yerine getirilmemiştir. Birçok sosyalist, bu iddianın genel hatlarına katılır ama ekonominin devlet tarafından idare edilmesi gerektiği yönündeki düşüncenin gözden geçirilmesi gerektiğini söylerler. Dahası, birçok sosyalist Sovyetler Birliği ve ona destek veren devletlerin, sınıfları ortadan kaldırmayı düşünürken, ekonomiyi kendi çıkarlarına göre yönlendiren, en azından yönlendirmeye çalışan yeni bir yönetici sınıf ya da nomenklatura ortaya çıkardıklarını iddia ederler.<br />
<br />
Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ve ona destek veren devletler kendi ekonomilerinin &#8220;fiilen varolan sosyalizm&#8221; (varolan sosyalizm/gerçekten varolan sosyalizm) olduğunu öne sürdürler (herhalde varolan diğer sosyalizm teorilerine karşın, kendi sosyalizmlerini savunmak için). Bu dönemde başkaca sık kullanılan bir diğer terim de reel sosyalist/gerçek sosyalist terimiydi. Bu terimler, bu ülkeleri yöneten partilerin dışında olanlar tarafından kullanıldıklarında genellikle tırnak içinde ve hafif bir ironiyle kullanıldılar.<br />
<br />
<br />
Bir Geçiş Olarak Sosyalizm<br />
<br />
<br />
Marksistler ve diğer sosyalistler genellikle sosyalizm kelimesini yukarıda açıklanan anlamlarda kullanmakla birlikte, bu kelimenin Marksist kullanılışında başka bir özellik daha vardır. Karl Marx, tarihsel materyalizm açıklamasında sosyalizmi toplumun kapitalizmden sonraki, komünizmden önceki aşaması olarak değerlendirir. Marx böyle bir toplumun nasıl özellikler taşıyacağı konusunda net değildir fakat inancında ve komünizme doğru dönüşürken, devrimci sosyalizmin kapitalizm üzerinde kazanacağı zaferde ısrarlıdır.<br />
<br />
Marks, analizlerinde 5 tane toplum biçimi saptamıştır. Bunlardan ilki komünnal toplum, sonuncusu ise komünist toplumdur. Komünist toplum Marks'a göre ikiye ayrılır: sosyalist toplum ve komünizm. İşte sosyalist toplum, Marks'a göre komünizmin birinci evresi yani alt evresidir. Komünizm ise komünist toplumun üst ve son evresidir.<br />
<br />
Marks, sosyalizmi var olan devlet formlarına artık ihtiyaç duyulmadığı, sınıfsız komünist topluma geçiş aşaması olarak düşünür. Engels&#8217;e göre, sosyalizmin temsili demokrasisi ortadan kalkar ve yerine komünizmin doğrudan demokrasisi gelirken; ekonomik yaşam özgürlük ve eşitlik temeli üzerinde yeniden düzenlenecek, devlet herhangi bir devrime ihtiyaç duymaksızın kendi kendine sönümlenecektir. Bu sınıfsız, devletsiz toplumu nihai hedef olarak belirlerken, Marksist düşünce ve anarşizm benzeşmektedir. Bununla birlikte, anarşistler devleti bir gecede yok etmek isterlerken, komünistler bunun giderek sönümlenen yavaş ve aşamalı bir süreçte gerçekleşmesini beklerler.<br />
Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin Bayrağı<br />
Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin Bayrağı<br />
<br />
Bu sosyalizm tanımlaması özellikle Çin Halk Cumhuriyeti&#8217;nin resmi ideolojisinin anlaşılması açısından önemlidir. Çin Komünist Partisi sınıf çatışmasının Çin&#8217;i zaten sosyal gelişimin sosyalist evresine ittiğini iddia etmektedir. Bu yüzden ve Den Xiaoping&#8217;in olgulardan gerçeği olgulardan hareketle aramak teorisi nedeniyle, &#8220;çalışan&#8221; herhangi bir ekonomik sistem kendiliğinden sosyalist bir politika olarak nitelenmektedir; bu nedenle &#8220;Çin Tipi Sosyalizm&#8221;in ne olduğuna dair herhangi bir çerçeve çizilememektedir.<br />
<br />
<br />
Sosyalizm ve Karma Ekonomi<br />
<br />
Yukarıda da belirtildiği üzere, kendini sosyalist olarak tanımlayan bazıları, özellikle de sosyal demokrat olarak adlandırılanlar ve içinde revizyonist Avro-komunistlerin de bulunduğu bir grup, sosyalist ülkelerde yürürlükten olan yeni-kapitalizme destek vermek yerine, doğrudan kapitalist ekonomileri desteklerler. Bu durum da, kimin sosyalist olmadığı sorusunu akla getirir.<br />
<br />
Karma ekonominin en yaygın tanımı, doğal kaynaklar ve kamu hizmetleri üzerindeki kamu mülkiyetinin sınırlandırılmasıdır. Bunun temel mantığı, doğal kaynakların ortak mülkiyet olduğu ve kamu hizmetlerinden bazılarının (ya da hepsinin) doğal tekeller oluşturduğudur. (Örn: Elektrik ve su kaçınılmaz olarak tekeldir)<br />
<br />
Kimileri karma ekonomideki sosyalist yaklaşımı genişleterek, kapitalistlerin toplum üzerinde denetim kurmasına yol açabilecek hayati önemi olan herhangi bir sanayi alanından ya da güç dengesizliği yaratabilecek büyük zenginliklerden uzak tutulması gerektiğini düşünürler. Ulusal savunma ya da egemenlik konusunda da benzer düşünceler vardır. Birçok kapitalist ülke en azından geçmişte çelik, otomobil, uçak sanayisi gibi kilit önem taşıyan sanayileri ulusallaştırmıştır. Örneğin Harry S. Truman Kore Savaşı sırasında çelik fabrikalarını ulusallaştırmıştır. Bu fabrikalar ABD Yargıtayı&#8217;nın emriyle özel mülkiyete aktarılmıştır.<br />
<br />
Tüm sosyalist düşünürler serbest Pazar ekonomisinin bir süre sonra mutlaka belirli bir azınlığın yararına ama çoğunluğun zararına işler hale geldiği konusunda hemfikirdirler. Özellikle komünistler kapitalizmle herhangi bir uzlaşmanın gerçekleşebileceğini reddederler. Onlara göre zenginliğin özel birikimine izin veren herhangi bir ekonomik sistem özünde adaletsizdir ve kapitalistlere (kendi sermayesi olan ve kontrol edenler) eşitsiz gelişim ortamı sağlamaktadır. Kendilerini sosyalist olarak tanımlayanların az bir kısmı, üretim araçlarının planlı bir şekilde özel mülkiyete devredilebileceğini söylerken, diğer sosyalistler bu konuda fikir ayrılığındadırlar. Bazıları zenginliğin daha eşit dağıtılabilmesi için kapitalist piyasa koşullarının işleyişini kullanabileceklerini iddia ederken, diğerleri de bu dağıtımın eşitliğini garanti altına almak için tüm mülkiyetin kamulaştırılması gerektiğini söylerler. Birçok sosyalist özellikle temel ihtiyaç malzemesi olmayan mallarda, arz-talep dengesini ayarlamanın piyasa koşulları mekanizmaları olmadan çok zor olduğunu bilmektedir. Bazıları ılımlı bir piyasa sosyalizmi modeli ortaya koymuşlardır; buna göre bir market vardır, ama üretim araçlarının mülkiyetine sahip bir sınıf yoktur.<br />
<br />
<br />
Sosyalizmin Eleştirisi; Karşıtlar ve Taraflar<br />
<br />
<br />
Sosyalizmin temel hedefi kapitalizmin ortadan kaldırılması olduğundan, sosyalizm karşıtlarının büyük çoğunluğu kapitalizmin, özellikle de saf kapitalizmin ya da bırakınız yapsınlar liberalizminin destekçisidir. Bu grubun içinde liberaller, muhafazakarlar ve Milton Friedman, Ayn Rand, Ludwig von Mises, Friedrich Hayek gibi kuramcılar vardır. Bundan başka kilise kurumu, milliyetçiler, neo-naziler, faşistler de sosyalizme karşı çıkanların başında gelmektedir.<br />
<br />
Andrew Heywood gibi bazı tarihçilere göre sosyalizm başarısızlığa uğramış bir ideolojidir. Kimi ekonomistler de Marksizmin ve sosyalizmin savunduğu, iktidara getirmeyi düşündüğü proletarya sınıfının günümüzde artık varolmadığını ve sınıf uzlaşması noktasına gelindiğini belirtirler.<br />
<br />
Sosyalizmi savunan 20 yüzyıl düşünürleri arasında Lenin, Leon Troçki, Christopher Caudwell, Rosa Luxemburg, Mao Zedung, Ted Grant, Allan Woods sayılabilir.<br />
<br />
Sosyalizmi savunan bu düşünürler de, sınıf uzlaşması teorisinin kapitalizmin ilk günlerinden beri varolan bir kandırmaca olduğu fikrindedirler. Bu düşünürlerden bazıları artık kapitalizmden emperyalizm aşamasına geçildiği için, ileri ülkelerdeki proletarya sınıfının, işçi aristokrasisine dönüşerek devrimci olmaktan çıktığını, ancak üçüncü dünya ülkelerindeki işçi sınıfının durumunun hala değişmediğini belirtirler.<br />
<br />
Sosyalizme din karşıtı olduğu içinde karşı olanlar vardır. Bunların başında kilise kurumları gelmektedir. Ayrıca bazı Müslüman din adamları tarafından da tasvip edilmeyen sosyalizm, dini-milliyetçi kesimler tarafından da eleştirilir. Bu kesimler sosyalizmin, amaç "dini yıkmak" olduğunda kapitalizm ile beraber çalıştığını iddia ederler. Ayrıca sosyalizmin Yahudilerin diğer dinleri yıkmak için kurduğu bir sistem olduğuna inananlarda vardır.<br />
<br />
kaynak:wiki]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bak şu konuşan(lar)a!]]></title>
			<link>http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=346</link>
			<pubDate>Fri, 10 Oct 2008 19:02:24 +0400</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://forum.munzurema.net/showthread.php?tid=346</guid>
			<description><![CDATA[Meğerse Emperyalistler Neymiş?<br />
<br />
Gürcistan, bağımsızlık isteyen Güney Osetya&#8217;ya karşı savaş başlatıp, Güney Osetya&#8217;ya girdi. Bunun üzerine de Yeni Emperyalist Rusya, sözde Güney Osetya ve (akabinde) Abhazya Halkını kurtarmak amacıyla Gürcistan&#8217;a savaş ilan ederek buraları işgal etti. Ve Gürcü Ordusu&#8217;nu yenerek Gürcü kentlerini de işgal etti. İlan edilen ateşkesten sonra, Güney Osetya ve Abhazya &#8220;Bağımsızlıklarını&#8221; ilan ettiler ve Rusya da hemen bu bağımsızlığı kabul ettiğini açıkladı.<br />
<br />
Bu savaş sırasında, Gürcistan&#8217;da, Güney Osetya&#8217;da binlerce insan öldü, binlerce insan yaralandı, on binlerce insan kendi topraklarında mülteci durumuna düştü. Kısacası, her savaşta olduğu gibi, mazlum halklar emperyalistler arası yağma ve talan savaşının kurbanı oldular. İnsanlar dram içinde dram yaşadılar. Bunun en güncel örneği Türkiye&#8217;de açığa çıktı. İzmir polisinin bir fuhuş çetesine karşı yaptığı operasyonda kurtarılan kadınlardan bir tanesi de savaştan kaçarak Artvin&#8217;e gelen ve orada fuhuş çetesinin tuzağına düşen Gürcistan&#8217;ın Gori şehrinden Nadari Lidaya adlı kadındı.<br />
<br />
Bu, konumuzun bir yanı. Bizim bu yazımızda değinmek istediğimiz esas konu ise, başta başhaydut ABD Emperyalistleri olmak üzere AB Emperyalistlerinin bu savaş karşısında gösterdikleri kimi tepkiler.<br />
<br />
Batılı Emperyalist liderler, Rusya&#8217;nın savaşa müdahalesi üzerine ardı ardına açıklamalar yaptılar ve değişik söylemlerle kınadılar, tehditler savurdular&#8230; Ama bu açıklamalar içinde bir tanesininki komikti. tv&#8217;lerde izleyip, gazetelerde okuyunca acı acı gülmemek elden gelmiyordu. Bu en komik ve aynı zamanda en öfkelendirici açıklamayı, başhaydut, kanlı zalim ABD&#8217;nin Başkanı Bay W. Bush yaptı:<br />
<br />
&#8220;Rusya&#8217;nın eylemlerinin, bu ülkenin, Güney Osetya&#8217;daki durumu 6 Ağustos&#8217;tan önceki durumuna geri döndürme yönünde ABD&#8217;ye verdiği sözlerle tutarsız olduğunu belirten Bush, &#8220;Rusya, bağımsız bir komşu ülkeyi işgal etti ve bu ülkenin demokratik olarak seçilmiş hükümetiyle halkını tehdit ediyor. Böyle bir eylem, 21. yüzyılda kabul edilemez. (&#8230;)<br />
<br />
&#8220;Bush, Avrupa Birliği ile Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı&#8217;nın (AGİT) temsilcilerinin, şu sırada Moskova&#8217;da, Rusya&#8217;nın barış anlaşmasını kabul etmesi arayışında olduklarını bildirerek, &#8220;Rusya, Gürcistan&#8217;ın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığına saygı göstermeli. Rus hükümeti bu gidişatı tersine çevirmeli. Barış anlaşmasını da bu çatışmadan dönülmesine yönelik ilk adım olarak kabul etmeli. Rusya&#8217;nın bu hafta gerçekleştirdiği eylemler, bu ülkenin Gürcistan ve bölgedeki niyetlerine ilişkin ciddi sorulara neden olmuştur. Bu eylemler, Rusya&#8217;nın dünyadaki duruşuna önemli ölçüde zarar vermiştir. Rusya&#8217;nın bu eylemleri, ABD ve Avrupa ile ilişkilerini de tehlikeye atmıştır. Şimdi, bu krizi bitirmesinin zamanı&#8221; dedi.&#8221; (AA, Ağustos 2008 Salı)<br />
<br />
Bak şu konuşana!<br />
<br />
 <br />
<br />
ABD, Katliamcı ve Soykırımcı Bir Devlettir<br />
<br />
Özetlersek ne diyor Bay Bush?<br />
<br />
&#8220;Rusya, bağımsız bir komşu ülkeyi işgal et&#8221;miş &#8220;ve bu ülkenin demokratik olarak seçilmiş hükümetiyle halkını tehdit ediyor&#8221;muş. &#8220;Böyle bir eylem, 21. yüzyılda kabul edilemez&#8221;miş&#8230; &#8220;Rusya, Gürcistan&#8217;ın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığına saygı göstermeli&#8221;ymiş, &#8220;Rusya&#8217;nın bu hafta gerçekleştirdiği eylemler, bu ülkenin Gürcistan ve bölgedeki niyetlerine ilişkin ciddi sorulara neden olmuş&#8221;muş&#8230;<br />
<br />
Eğer dünyamızda bu sözleri söyleyebilecek en son kişi varsa o da Bay Bush&#8217;tur, onun lideri olduğu ABD&#8217;dir. Bu, Tarihen de böyledir, şu içinde yaşadığımız an için de böyledir. ABD&#8217;nin Tarihi, Kıta&#8217;nın yerli halkı Kızılderililerin yok edilme tarihidir hep bildiğimiz gibi:<br />
<br />
&#8220;Doğaya, hayvanlara, insanlara, tabiata dosttular. Sevecen ve misafirperverdiler&#8230; Beş yüz yıl önce, başka bir kıtadan topraklarına gelen beyaz adamı da dostlukla, misafirperverce karşıladılar; ona mısır ve tütün yetiştirmeyi, dağlık arazide hayatta kalmayı öğrettiler. Ancak beyaz adam biraz güçlendikten sonra değişti, kendisine kucak açan Kızılderililerin ekinlerini yaktı, hayvanlarını öldürdü, topraklarını aldı, kadın-erkek, çoluk-çocuk demeden çoğunu katletti. Kalanlara ise yaşayacak alan bile bırakmadı. Dünyanın en büyük soykırımı olarak atfedilen Yahudi soykırımında 21 milyon insan öldürüldü, ama bu ürkütücü rakam Amerika&#8217;nın yok ettiği Kızılderili sayısının yanına bile yaklaşamıyor. Çünkü öldürülen Kızılderili sayısı bunun dört katı, 80 milyona yakın. 1492&#8217;de başlayan ve 1889 yılına kadar durmaksızın süren soykırım için farklı farklı yöntemler kullanıldı. ABD&#8217;nin resmi makamları Kızılderili kellesi başına 5 dolar ödedi. Devlete ait binaların bodrumları, Kızılderili kafataslarıyla dolup taştı. Kızılderililerin açlıktan ölmesi için başlıca yiyecekleri olan bizonların toptan öldürülmesi de, soykırım yöntemlerinden biriydi. 1931-32 yıllarında ise &#8220;Gözyaşı Yolculuğu&#8221; diye tabir ettikleri sürgüne gönderildiler, o sırada ilk biyolojik silah da onların üzerinde uygulandı. Sürgüne gönderilen Kızılderililere yardım adı altında dağıtılan battaniyelere çiçek mikrobu bulaştırarak çok sayıda insanın ölmesi sağlandı.&#8221; (Deniz Yavaşoğulları-Deniz Ülkütekin, Cumhuriyet Pazar, 6 Ocak 2008)<br />
<br />
İşte ABD&#8217;nin özet Tarihi&#8230;<br />
<br />
Yeni Dünya&#8217;nın diğer ülkelerinde de -Bolivya, Venezuella, Küba, Meksika, Uruguay, Arjantin, Paraguay, vd.- durum bundan hiç farklı değildi. Ve bu uygulamalar, geçmişte, tarihte kalan uygulamalar da değildir. Günümüze kadar süren ve günümüzde de sürdürülen uygulamalardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Zulüm ve Vahşet Emperyalistlerin Doğası Gereğidir<br />
<br />
Birinci Örnek: Avustralya<br />
<br />
Avustralya&#8217;yı ve oranın yerli halkı Aborijinleri, biz Türk Halkı nereden tanırız?<br />
<br />
Çanakkale Savaşlarından değil mi?<br />
<br />
İttifak Devletleri dediğimiz İngiltere, Fransa, Rusya daha sonra İtalya (ve uşak Yunanistan hükümeti), &#8220;Hasta Adam&#8221; Osmanlı&#8217;yı bölmek, parçalamak, özellikle İstanbul ve Boğazlar&#8217;ı ele geçirmek için Çanakkale&#8217;ye çıkartma yaparak, karadan ve denizden saldırdılar. Ve bu savaşa tâ Avustralya&#8217;daki Aborijinleri getirterek savaştırdılar. Sadece Aborijinleri de değil hatırlayacağımız gibi, Hintlileri de getirdiler. Kendi aşağılık amaçları için Çanakkale&#8217;nin serin sularında, sakin koylarında bırakıp gittiler bu masum insanları... İşte bizim oradan tanıdığımız Avustralya devletinin, ülkenin yerli halkı üzerindeki uygulamaları hakkında bir bilgi verelim.<br />
<br />
&#8220;Avustralya hükümeti kıtanın yerli halkı Aborjinlere, 220 yıl sonra &#8220;Sorry&#8221; dedi<br />
<br />
&#8220;Çocuklarınızı çaldık, özür dileriz&#8221;<br />
<br />
&#8220;Avustralya Başbakanı geçen hafta yaptığı tarihi konuşmayla geçmiş hükümetlerin, kıtanın yerlilerine yönelik politikalarından dolayı resmen özür diledi. &#8220;Çalınmış kuşaklar&#8221;ın itibarı böylece 220 yıl sonra iade edildi.&#8221; (Can Dündar, Milliyet Pazar, 17 Şubat 2008)<br />
<br />
Anlamadık Bay C. Dündar! Kim, kime, neyi &#8220;iade edi&#8221;yor?<br />
<br />
&#8220;Çalınmış kuşaklar&#8221;ın itibarı niye iade ediliyor, Avustralya hükümeti tarafından? Onların itibarına ne olmuştu ki?.. &#8220;Çocukları çalarak (&#8230;) itibarları&#8221; yerlerde sürünen Avustralya hükümetleri, Avustralya devleti daha tam söyleyişle Avustralya Emperyalistleri değil midir? Dolayısıyla &#8220;itibarları (&#8230;) iade edil&#8221;ecek birileri varsa &#8211;ki bu itibarı iade edecek olanlar da Avustralya yerlileri Aborijinler ve &#8220;Çalınmış kuşaklar&#8221;dır- o da Avustralya devleti değil midir?..<br />
<br />
Eee, bu anlayış da, bu yazının yazarı Can Dündar&#8217;a yakışır doğrusu&#8230;<br />
<br />
&#8220;Melezleri çaldılar<br />
<br />
&#8220;Şimdi konuyu özetleyelim:<br />
<br />
&#8220;Beyaz adam&#8221; Avustralya&#8217;ya 26 Ocak 1788 günü geldi.<br />
<br />
&#8220;Kaptan Arthur Philip, gemi dolusu mahkûmla Sydney&#8217;e yanaştığında amacı burayı bir açık hava hapishanesi yapmaktı.<br />
<br />
&#8220;Ama kıtanın sahipleri vardı. Onlarla savaştılar.<br />
<br />
&#8220;300 bin yerlinin topraklarını ellerinden aldılar. Katliam yaptılar. Köylerini, kültürlerini yıktılar. 250 yerel dili yok ettiler.<br />
<br />
&#8220;20&#8217;nci yüzyıla kadar süren bu asimilasyon politikası çerçevesinde uygulanan bir yöntem de &#8220;çocuk çalma&#8221; idi.<br />
<br />
&#8220;Polis tarafından gerçekleştirilen bu uygulamayla 1800&#8217;lerin ortalarından 1970&#8217;e kadar melez çocuklar kaçırılarak ya da zorla alınarak evlerinden, ailelerinden, kültürlerinden, dillerinden koparıldı.<br />
<br />
&#8220;Beyaz adam&#8221;ın kültürüyle yetiştirildi.<br />
<br />
&#8220;Bu ırk yok olacaktır&#8221;<br />
<br />
&#8220;Sadece 1910&#8217;la 1970 arası her 10 melez çocuktan üçü kaçırılmış, bir kısmı kamu yurtlarında, kiliselerde ya da yanlarına verildikleri ailelerde fiziksel ve cinsel tacize uğramıştı.<br />
1937&#8217;de Avustralya&#8217;daki Telgraf gazetesinde bir polis yetkilisi, asimilasyonun amacını şöyle özetliyordu:<br />
<br />
&#8220;Önümüzdeki 100 yıl içinde kıtamızda saf siyah insan kalmayacak ama melez sorunu devam edecektir. Bu nedenle saf yerlileri tecrit edip, melezleri beyaz toplum içinde eritme, asimile etme fikri yaşamalıdır. Bu iş, belki yüzyılımızı alır ama sonuçta bu ırk yok olacaktır.&#8221; (Can Dündar, Milliyet Pazar, 17 Şubat 2008)<br />
<br />
Gördük mü &#8220;Beyaz Adam&#8221;ın alçakça planlarını?..<br />
<br />
Sadece &#8220;saf siyah insan&#8221;ları, &#8220;saf yerlileri&#8221; değil, &#8220;melezleri&#8221; de &#8220;beyaz toplum içinde eritme, asimile etme (&#8230;) yok&#8221; etme niyetiyle bilinçlice hareket ediyorlar.<br />
<br />
 Yukarıda da söylediğimiz gibi, İngiliz Emperyalistleri Avustralya&#8217;nın yerli halkı Aborijinleri, kendi emperyalist çıkarları için, Aborijinlerin hiç ilgisi olmayan bir yağma ve talan savaşında binlerce kilometre uzaktan getirerek savaştırdılar. Savaşta katlettirdiler. Tabiî bu, emperyalistlerin Aborijinlere yaptıkları katliamların bir kısmı. Bir de yukarıda aktardığımız bilinçli, iradi uygulamalarla yerli halk Aborijinleri soykırıma uğrattılar. Dillerini ortadan kaldırdılar. Bildiğimiz gibi dil, insanların üç vatanlarından birisidir. Emperyalistler, Aborijinlerin dillerini yok ederek, vatanlarını da yok etmeye uğraşıyor. Ve sadece bununla sınırlı kalmıyor yaptıkları aşağılık pis işler. Tüm dünya insanlığının nefretle kınadığı bir suç işliyorlar: çocuklara cinsel saldırıda bulunuyorlar. Bu aşağılık pis işi de emperyalist amaçları doğrultusunda yapıyorlar. Yani bir ya da iki kişinin işi değil, münferit bir uygulama değil. Aksine bile bile, iradi olarak çocuklara cinsel istismarda bulunuyorlar. Devrimcilerin, Halk İktidarlarının en karşı olduğu bir suçtur, cinsel suç. Hatırlayacağımız gibi, Kurtuluş Partisi&#8217;nin Programında da tek idam cezası gerektiren suç; cinsel suç kabul edilmiştir. Onun dışında idam cezasını kabul etmez Kurtuluş Partililer.<br />
<br />
 <br />
<br />
Bir Örnek de Kanada&#8217;dan<br />
<br />
Ya; ABD, Japonya, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve Kanada&#8217;dan oluşan emperyalist birlik G7 ülkelerinden Kanada&#8217;yı nasıl bilirsiniz?<br />
<br />
Hani hukuk maskeli &#8220;Ergenekon Operasyonu&#8221;nun başlatıcısı Haham Tuncay Güney&#8217;in yaşadığı ve demokrasisini öve öve bitiremediği ülkeyi&#8230;<br />
<br />
Biz size kısaca aktaralım Kanada Emperyalistlerinin, aynen ABD&#8217;li, Hollandalı, Avustralyalı, İspanyol, Portekizli vb. &#8220;uygar&#8221; &#8220;Beyaz Adam&#8221;ların devletlerinin yaptıklarının aynısı olan insanlık dışı uygulamalarını:<br />
<br />
&#8220;SIRA KANADA&#8217;DA<br />
<br />
&#8220;Yerlilere bir geç kalmış özür daha<br />
<br />
&#8220;(&#8230;)<br />
<br />
&#8220;Kanada&#8217;da 1910 ila 1970 yılları arasında uygulanan asimilasyon politikaları çerçevesinde on binlerce yerli çocuk ailelerinden koparılarak zorla kiliselerin yönetimindeki okullara yatılı olarak yerleştirilmişti. Okullarda aileleri ve gelenekleriyle bağlarının kopması amacıyla sert uygulamalara maruz kalan yerli çocukların kendi dillerinde konuştukları gerekçesiyle dövüldükleri de ortaya çıkmıştı. Yaklaşık 10 yıl önce federal hükümet bir okulda çocuklara yönelik psikolojik ve cinsel tacizde bulunulduğunu da kabul etmişti. Suçlamaların bir kısmı &#8220;okul kâbusunu&#8221; yaşayan ve halen hayatta olan 90 bine yakın eski öğrencinin verdiği ifadelere dayanıyor. Yerli liderleri, toplumlarındaki alkol ve ilaç bağımlılığı  oranının yüksekliğinde, taciz ve izolasyon politikalarının etkisinin olduğuna dikkat çekiyorlar.&#8221; (Cumhuriyet, 17 Mayıs 2008)<br />
<br />
Yani ABD, Avustralya, Kanada, İspanyol, İngiliz, Fransız, Alman, Hollanda Emperyalistlerinin hepsinin tutumu aynıdır, Yeni Dünya&#8217;nın, Afrika&#8217;nın, Hind&#8217;in, Çin&#8217;in, Asya&#8217;nın yerli halklarına karşı. Yerli halka karşı durmak bilmez bir katliam, bire dek kıyım, yağma, talan&#8230; Ve bunun da &#8220;uygarlık&#8221; adına yapılması&#8230;<br />
<br />
 <br />
<br />
Emperyalistlerin Günümüzdeki Uygulamalarına Birkaç Örnek<br />
<br />
Bu aktardıklarımız tarihten örnekler oldu. Ya &#8220;Beyaz Adam&#8221;lar (ABD ve AB Emperyalistleri) bugün ne yapıyorlar? Geçmişte yaptıkları soykırım ve katliamları bir daha yapmıyorlar mı? Ülkeleri işgal edip, oraların yeraltı ve yerüstü zenginliklerini talan etmiyorlar mı? Hatalarını anlayıp bilince çıkardılar da Rusya&#8217;ya bu yüzden mi: &#8220;Rusya, bağımsız bir komşu ülkeyi işgal et&#8221;ti &#8220;ve bu ülkenin demokratik olarak seçilmiş hükümetiyle halkını tehdit ediyor&#8221;, &#8220;Böyle bir eylem, 21. yüzyılda kabul edilemez&#8221; diyorlar, diyebiliyorlar? Onlar artık masum mu? Ellerinde kan yok mu?<br />
<br />
Çok uzağa gitmemize gerek yok. İşte Irak! Yanı başımızda, komşumuz&#8230;<br />
<br />
ABD Emperyalistleri, başta İngiliz Emperyalistleri olmak üzere, AB Emperyalistleriyle ve diğer bilumum uydu ülkeleriyle (ki bu devletlerden bir tanesi de Gürcistan&#8217;dır. Gürcistan askerleri de Irak&#8217;ın işgalinde yer almaktadırlar), &#8220;bağımsız bir komşu ülkeyi işgal et&#8221;tiler &#8220;ve bu ülkenin demokratik olarak seçilmiş hükümeti&#8221;ni teknolojinin son sözü silahlarını kullanarak devirdiler, liderlerini astılar, halkını her gün bitmez tükenmez bir kinle katlediyorlar. Ülkeyi ve halkını büyük bir felaket içinde yaşatıyorlar.<br />
<br />
&#8220;İşgal 5 yılda felaket getirdi<br />
<br />
&#8220;Dış haberler Servisi-<br />
<br />
&#8220;Amerikan tanklarının ilk kez Bağdat&#8217;a girdiklerini gördüğümde mutluydum, hayaller kuruyordum&#8230; Gelişmiş bir Irak&#8217;tı hayallerimi süsleyen&#8230; Ama o günden sonra düşlerim acı ve yıkımla dolu bir kâbusa dönüştü&#8221;<br />
<br />
&#8220;5 yıl önce Irak&#8217;ta Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasının simgesi olarak tarihe geçen başkent Bağdat&#8217;ın ABD güçleri tarafından işgaline tanık olan 20 yaşındaki Iraklı yaşadığı düş kırıklığını bu sözlerle anlatıyor.<br />
<br />
&#8220;AFP&#8217;ye konuşan başka bir Bağdat sakini bir zamanlar sevinerek karşıladığı işgale tepkisini şöyle dile getiriyor:<br />
<br />
&#8220;Bağdat&#8217;ta dolaşan ABD tankları artık düşman güçler olarak görülüyor. Verdikleri sözleri tutmayan, yalanlarla dolu o barbarların nasıl acımasız olduklarını anlatmak mümkün değil&#8230; İşgal için geldiler ve yıkım getirdiler. Şimdi sahip olduğumuz tek şey felaket&#8230;&#8221;<br />
<br />
&#8220;(&#8230;)<br />
<br />
&#8220;Uluslararası Kızılhaç örgütü, geçen ay yayımladığı raporda hijyen ve sağlık bakımı konusunda dünyanın en kritik ülkesinin Irak olduğunu duyururken, hükümet verileri petrol zengini ülkede işsizlik oranının yüzde 20-25 arasında olduğunu gösteriyor. İşgalle birlikte 4 milyondan fazla kişinin evini terk etmek zorunda kaldığı Irak&#8217;ta&#8230;&#8221; (Cumhuriyet, 10 Nisan 2008)<br />
<br />
Evet. İşte işgalci ABD&#8217;nin Irak&#8217;ta yaptıkları&#8230;<br />
<br />
ABD&#8217;liler, sadece ülkeleri işgal etmekle, o ülkelerin liderlerini ve halkını katletmekle yetinmezler. Onları yukarıda da okuduğumuz gibi ekonomik zulüm içinde de yaşatırlar. İşsizlik ve pahalılık altında inim inim inletirler. Hem de Irak gibi petrol zengini bir ülkeyi bile. Ama onlar petrolden yani kara altından elde ettikleri petrodolarları, işgallerinin bir bedeli olarak ülkelerine götürüp giderler. Ve o ülkeyi bir kez daha yağmalarlar böylece. Yağmaları sadece bunlarla da sınırlı kalmaz. O ülkenin Tarihini de yok etmek isterler. Kendi Tarihleri olmadığı için, kendi Tarihlerini yok ettikleri için, başka ülkelerin Tarihleri de olmasın isterler. Ve yağmalarlar Tarihlerini de...  Bu konuda çarpıcı bir örneği de okuyalım isterseniz:<br />
<br />
&#8220;Irak, tarihin nerede?<br />
<br />
&#8220;Savaşın başından bugüne ülke genelinde, müzelerden 170 bin eserin çalındığı tahmin edilen Irak&#8217;ta, kültür yağması, ABD birliklerinin ülkeye girmesinden 24 saat sonra sistematik biçimde başladı ve tıkır tıkır işledi. Dünyanın dört bir yanında Irak eserleri satılıyor, koleksiyonlar Mezopotamya&#8217;nın hazineleri ile dolup taşıyor.&#8221; (Gamze Özdemir, Cumhuriyet hafta Sonu, 16 Şubat 2008)<br />
<br />
İşte işgalci ABD&#8217;nin iğrenç içyüzü&#8230;<br />
<br />
&#8220;Bağımsız bir komşu ülkeyi işgal et&#8221;mekle &#8220;ve bu ülkenin demokratik olarak seçilmiş hükümeti&#8221;ni devirmekle kalmadılar, Tarihini de böyle yok ettiler ABD Emperyalistleri.<br />
<br />
Ve bakın nasıl haykırıyor bir namuslu Arap, ABD&#8217;nin yaptıkları karşısında ve nasıl eleştiriyor Müslüman geçinip, AB-D&#8217;yle işbirliği içindeki uşakları:<br />
<br />
&#8220;Ne zaman uyanacağız&#8217;<br />
<br />
&#8220;Irak&#8217;taki Amerikan işgalinin suçları ve terörü karşısında nerede gururlu ve izzetli Araplar ve Müslümanlar? Siyonist düşmanın işgal, Filistin&#8217;deki terör, öldürme, sürme ve tecavüzleri karşısında nerede gururlu Arap ve Müslümanlar? Iraklı şerefli kadınlar günlük tecavüze maruz kalırken nerede Arap ve Müslüman şerefliler? Arap ve Müslümanların namusu teröristler ve işgalciler tarafından kirletilirken neredeler?<br />
<br />
 &#8220;Bu gururlu ve âlicenap kimseler neredeler? Arap ve İslâm vicdanı ne zaman uyanacak? 4 milyon Iraklı ırzlarını korumak için vatanları dışına kaçtılar. Irak halkını tıpkı ırzından endişelenerek toprağından kaçan Filistin halkı gibi mülteci olarak görünceye kadar mı bekleyeceğiz?!&#8221; (Katar&#8217;